G7 ülkelerinin liderleri, bu ay Fransa'da düzenlenen zirveye Çin'e karşı birleşik bir cephe oluşturma umuduyla gitmiş olabilir. Ancak İran ve Ukrayna'daki çatışmaların gölgesinde kalan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın değişken tavrı nedeniyle bölünen toplantı, beklentilerin oldukça gerisinde kaldı. Liderler, Çin'in ticaret politikalarına karşı ortak bir bildiri yayınlamakta zorlanırken, Avrupa Birliği yetkililerinin eski bir diplomatik taktiği yeniden canlandırmayı düşündüğü bildiriliyor. Söz konusu taktik, 1985 yılında imzalanan ve doların değer kaybetmesini sağlayan Plaza Anlaşması'nın benzeri bir mutabakatla, Çin'in yuan kurunu manipüle ettiği iddialarına karşı koymayı hedefliyor.
Plaza Anlaşması'nın Güncellenmiş Versiyonu Mümkün mü?
1985 tarihli Plaza Anlaşması, ABD, Japonya, Batı Almanya, Fransa ve İngiltere arasında imzalanmış ve ABD dolarının değerini düşürmeyi amaçlamıştı. Bugün ise benzer bir anlaşmanın Çin'in para politikalarına karşı kullanılması fikri, özellikle Avrupa'da ciddi şekilde tartışılıyor. Avrupalı diplomatlar, Çin'in yuanı suni olarak düşük tutarak ihracatını sübvanse ettiğini ve bu durumun Avrupa sanayisini olumsuz etkilediğini savunuyor. Ancak böyle bir anlaşmanın uygulanabilirliği konusunda ciddi şüpheler var. Çin'in döviz piyasalarındaki kontrolü ve küresel ekonomideki ağırlığı, 1980'lerdekinden çok daha karmaşık bir manzara ortaya koyuyor.
G7 zirvesinde liderler, Çin'in teknoloji transferi ve fikri mülkiyet ihlalleri konularında da ortak bir tutum belirleyemedi. Özellikle ABD ile Almanya arasındaki görüş ayrılıkları, Çin'e yönelik yaptırımların etkisiz kalmasına neden oldu. Almanya, Çin pazarına bağımlılığı nedeniyle daha sert önlemlere karşı çıkarken, Fransa ve İngiltere ise Çin ile diplomatik ilişkileri zedelemek istemiyor.
Trump Faktörü ve İran-Ukrayna Gölgesi
Zirvenin başarısızlığında en büyük etkenlerden biri, ABD Başkanı Donald Trump'ın değişken politikalarıydı. Trump'ın İran nükleer anlaşmasından çekilmesi ve Ukrayna'ya askeri yardımı durdurma tehditleri, müttefikler arasında güvensizlik yarattı. Avrupalı liderler, Trump'ın Çin'e yönelik ticaret savaşını körüklerken aslında Avrupa'yı da hedef aldığı görüşünde. Zirvede Trump, Çin ile yaptığı ticaret müzakerelerinde Avrupa'nın desteğini istese de, karşılığında somut bir taahhüt vermedi.
Öte yandan İran ve Ukrayna krizleri, zirvenin ana gündemini Çin'den uzaklaştırdı. Liderler, İran'ın nükleer faaliyetleri ve Ukrayna'daki çatışmanın tırmanması konularında uzun saatler boyunca tartışmak zorunda kaldı. Bu durum, Çin konusunda derinlemesine bir strateji geliştirilmesini engelledi. Uzmanlar, G7'nin bu dağınık tablosunun Çin'in elini güçlendirdiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin ile artan ticari ilişkileri ve Kuşak-Yol Projesi'ndeki rolü nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Avrupa'nın Çin'e karşı sert önlemler alması, Türkiye'nin ihracat pazarlarını daraltabilir ve Asya ile Avrupa arasındaki ticaret köprüsü olma hedefini zorlaştırabilir. Öte yandan, ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, Türkiye'yi iki blok arasında denge politikası izlemeye itebilir. Ancak mevcut tabloda G7'nin Çin konusunda birleşememesi, Türkiye'nin bağımsız dış politika manevra alanını genişletiyor. Türkiye, hem AB ile hem Çin ile ilişkilerini sürdürürken bu fırsatı kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda kullanabilir.