Oscar adayı yönetmen Ava DuVernay, Netflix için hazırladığı yeni belgesel filmi "14th" ile ABD'de doğuştan vatandaşlık hakkını ve bu hakkın temelini oluşturan 14. Anayasa Değişikliği'ni konu alıyor. DuVernay, bu yıl içinde yayınlanması planlanan belgeseli, Başkan Donald Trump'ın doğuştan vatandaşlığı kaldırmaya yönelik yürütme emri imzaladığı dönemde duyurdu. Yönetmen, 2016 yapımı "13th" belgeselinde olduğu gibi, bu kez de ABD'deki ırkçılık ve eşitsizlik tarihine odaklanıyor.
14. Değişiklik ve Doğuştan Vatandaşlık Hakkının Tarihsel Arka Planı
14. Anayasa Değişikliği, 1868'de İç Savaş sonrası kabul edildi ve özellikle Vatandaşlık Maddesi (Citizenship Clause) ile "Amerika Birleşik Devletleri'nde doğan veya vatandaşlığa kabul edilen ve yargı yetkisine tabi olan herkesin" ABD vatandaşı olduğunu hükme bağladı. Bu madde, kölelikten kurtulan Afrikalı-Amerikalılara vatandaşlık vermeyi amaçlıyordu, ancak zamanla ABD'de doğan herkes için geçerli bir doğuştan vatandaşlık hakkı haline geldi. Trump yönetimi ise bu hakkı, özellikle belgesiz göçmenlerin çocuklarını hedef alarak "doğum turizmi" olarak nitelediği bir uygulama gerekçesiyle iptal etmeye çalışıyor. Ancak hukukçular, yürütme emrinin anayasaya aykırı olduğunu ve mahkemelerce iptal edileceğini belirtiyor.
DuVernay'ın belgeseli, bu anayasal krizin ortasında, 14. Değişiklik'in nasıl bir mücadele sonucu kazanıldığını ve bugün neden tehdit altında olduğunu sorguluyor. Film, tarihsel arşiv görüntüleri, hukukçular, aktivistler ve doğrudan etkilenen ailelerle yapılan röportajları bir araya getirecek. Yönetmen, "13th" belgeselinde ceza adalet sistemi üzerinden ırkçılığı ele almış, şimdi ise vatandaşlık kavramı üzerinden benzer bir analiz yapıyor.
Belgeselin Küresel Etkisi ve Trump'ın Göç Politikaları
"14th" belgeseli, yalnızca ABD iç siyasetine değil, aynı zamanda küresel göç ve vatandaşlık tartışmalarına da ışık tutuyor. Doğuştan vatandaşlık hakkı (jus soli), ABD dışında yalnızca Kanada ve birkaç Latin Amerika ülkesinde uygulanıyor. Trump'ın bu hakkı kaldırma girişimi, ABD'nin göçmenlik politikalarında radikal bir dönüşüm anlamına geliyor ve benzer tartışmaları Avrupa'da da alevlendirebilir. Belgesel, Trump yönetiminin sınır güvenliği ve yasa dışı göçle mücadele söyleminin altında yatan ideolojik arka planı sorguluyor.
DuVernay'ın filmi, aynı zamanda Trump'ın imzaladığı yürütme emrinin fiilen uygulanamaz olduğunu, çünkü anayasal bir hakkı başkanlık kararnamesiyle iptal etmenin mümkün olmadığını vurguluyor. Ancak bu girişimin, özellikle göçmen topluluklarında yarattığı korku ve belirsizliğin altını çiziyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD'deki vatandaşlık tartışmalarının küresel yansımalarını göstermesi açısından Türkiye için önemlidir. Türkiye, özellikle Suriyeli mülteciler başta olmak üzere geniş bir göçmen nüfusuna ev sahipliği yapıyor ve vatandaşlık politikaları sıkça tartışılıyor. ABD'de yaşanan bu anayasal kriz, vatandaşlığın kazanılması ve kaybedilmesi konularında uluslararası hukuk normlarının önemini hatırlatıyor. Ayrıca, belgesel formatının siyasi farkındalık yaratmadaki gücü, Türk medyasında da benzer yapımların önünü açabilir. Ancak doğrudan bir Türkiye etkisi olmamakla birlikte, küresel göç tartışmalarının Türkiye'deki siyaseti de dolaylı olarak etkilemesi muhtemeldir.