Avustralya'nın Yeni Güney Galler (NSW) eyaletinde, polisin 20 ay içinde iki Aborijin çocuğunun evini 150 kez ziyaret etmesi üzerine annelerin açtığı izinsiz giriş davası, polisin ödeme yapmayı kabul etmesiyle sonuçlandı. Ziyaretlerin çoğunun gece yarısı ile sabah 4 arasında gerçekleştiği belirtildi. Dava, eyalet polisinin yerli topluluklara yönelik uygulamalarını bir kez daha tartışmaya açtı.
Olayın Arka Planı
İki Aborijin anne, NSW Polis Teşkilatı'nın çocuklarının evine 20 ayda yaklaşık 150 kez izinsiz giriş yaptığı gerekçesiyle dava açtı. Polis memurlarının sık sık gece yarısı ile sabah 4 arasında kapıya dayandığı, çoğu ziyarette herhangi bir suçlama veya gözaltı olmadığı öğrenildi. Anneler, bu ziyaretlerin çocukların psikolojik sağlığını bozduğunu ve aile hayatını alt üst ettiğini savundu.
Dava, avukatlar aracılığıyla yürütülen müzakereler sonucunda polisin tazminat ödemeyi kabul etmesiyle mahkeme dışı çözüldü. Polis, soruşturmanın bir parçası olarak bu ziyaretleri gerçekleştirdiğini öne sürse de, anneler bunların sistematik bir taciz olduğunu belirtti. Ödeme miktarı açıklanmadı.
Olay, Avustralya'da Aborijin ve Torres Boğazı Adalı toplulukların polis tarafından aşırı denetlendiğine dair uzun süredir devam eden tartışmaların bir parçası. Ülke genelinde yerli çocukların gözaltına alınma oranları, nüfus oranlarına kıyasla çok daha yüksek. NSW'de son yıllarda polisin yerli ailelere yönelik ev ziyaretleriyle ilgili çok sayıda şikâyet bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avustralya, yerli halklara yönelik polis uygulamaları nedeniyle uluslararası insan hakları kuruluşlarının sık sık eleştirisine maruz kalıyor. Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, ülkedeki yerli çocukların ceza adaleti sistemiyle erken yaşta tanışmasını endişeyle izliyor. Bu dava, diğer ülkelerdeki benzer ayrımcı uygulamalara karşı mücadelede emsal teşkil edebilir.
Olay, sadece Avustralya'da değil, Kanada, Yeni Zelanda ve ABD gibi yerli nüfusa sahip diğer ülkelerde de polis-yerli topluluk ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Son yıllarda bu ülkelerde yerli halkların maruz kaldığı sistemik ayrımcılık, uluslararası platformlarda daha fazla dile getiriliyor. Avustralya'da 2023'te yapılan bir referandumda yerli halklara anayasal tanınma talebi reddedilmişti; bu dava, söz konusu reddin ardından yaşanan hayal kırıklığını ve mücadeleyi yansıtıyor.
Uzmanlar, polisin özellikle gece saatlerinde gerçekleştirdiği bu tür ziyaretlerin, yerli topluluklarda travma yarattığını ve devlete olan güveni sarstığını belirtiyor. Avustralya hükümeti, yerli halklarla ilişkileri iyileştirmek için çeşitli programlar başlatmış olsa da, sahadaki uygulamaların hâlâ sorunlu olduğu görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avustralya'daki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, devlet kurumlarının vatandaşlara yönelik uygulamalarında şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin küresel önemini gösteriyor. Türkiye'nin de çeşitli uluslararası platformlarda savunduğu insan hakları ve azınlık hakları konularında, bu tür davalar evrensel bir standart oluşturuyor. Ayrıca Avustralya'daki yerli halk mücadelesi, dünyada benzer sorunlar yaşayan topluluklar için ilham kaynağı olabilir. Türkiye, kendi bölgesinde etnik ve kültürel çeşitliliği korumaya yönelik politikalar geliştirirken, bu tür örnekleri dikkate alabilir. Olay, aynı zamanda polis teşkilatlarının denetlenmesi ve toplumla ilişkilerinin iyileştirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.