Avrupa Parlamentosu'ndaki aşırı sağcı Vatanseverler Grubu (Patriots for Europe), 2024 yılı içinde 270 bin avro tutarındaki AB fonunu usulsüz şekilde harcadı. POLITICO’nun ele geçirdiği gizli bir rapora göre, söz konusu miktarın 2025 yılında grup tarafından oluşturulan bir fondan geri tahsil edilmesi planlanıyor. Bu fon kötüye kullanımı, AB kurumlarının mali denetim mekanizmalarını yeniden tartışmaya açtı.
Gelişmenin arka planı
Avrupa Parlamentosu’nun iç denetim birimi tarafından hazırlanan raporda, Vatanseverler Grubu’nun 2024 mali yılında kendisine tahsis edilen parlamenter ödenekleri ve personel giderlerini amaç dışı kullandığı belirtiliyor. Harcamaların büyük bölümünün, grup üyelerinin seçim kampanyaları ve parti etkinlikleri için kullanıldığı iddia ediliyor. AB kuralları, parlamento fonlarının yalnızca yasama faaliyetleri ve idari giderler için kullanılmasına izin veriyor.
Raporda ayrıca, grubun 2025 yılı bütçesinden kesinti yapılarak usulsüz harcamaların telafi edilmesinin öngörüldüğü kaydediliyor. Ancak bu durum, grubun siyasi faaliyetlerini kısıtlama riski taşıyor. Vatanseverler Grubu sözcüsü konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, grubun avukatlarının rapora itiraz etmeye hazırlandığı öğrenildi.
Bölgesel ve küresel boyut
Avrupa Parlamentosu'nda aşırı sağcı grupların fon kullanımındaki usulsüzlükler yeni değil. 2023 yılında Kimlik ve Demokrasi Grubu da benzer bir soruşturma geçirmişti. Bu tür skandallar, Avrupa çapında yükselen popülist ve Avrupa şüphecisi hareketlerin kurumsal mekanizmaları sömürme potansiyelini gözler önüne seriyor. AB bütçesinin denetimi konusunda daha sıkı kurallar talep eden parlamenterler, Vatanseverler Grubu vakasının bu talepleri güçlendirdiğini savunuyor. Olay, aynı zamanda AB karşıtı partilerin kendi iç yönetimlerindeki zaafları ortaya koyması açısından da önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde bu gelişme dolaylı bir öneme sahip. Aşırı sağcı grupların AB fonlarını kötüye kullanması, AB’nin mali disiplin ve şeffaflık normlarını zayıflatıyor. Bu durum, Türkiye’nin AB müzakere sürecinde sıklıkla vurguladığı ‘çifte standart’ eleştirilerine malzeme verebilir. Öte yandan, AB’nin iç denetim mekanizmalarının işlediğini göstermesi, kurumsal güvenilirliği kısmen de olsa koruyor. Türk dış politikası açısından, bu tür skandallar AB’nin genişleme politikasını olumsuz etkileyebilir, ancak doğrudan bir etki beklenmemektedir.