ABD'li akademisyenler, özel sermaye devi Apollo Global Management'ın portföy şirketlerinin, grubun itibarı için ödediği bedeli hesapladı. Araştırma, Apollo'nun satın aldığı şirketlerin, bağımsız rakiplerine kıyasla daha yüksek finansman maliyetleriyle karşılaştığını ortaya koyuyor. Bu durum, özel sermaye fonlarının geniş ekonomik etkilerine dair önemli bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.
Apollo'nun Yükselişi ve Maliyet İddiası
Apollo Global Management, 1990 yılında Leon Black tarafından kurulan ve bugün 500 milyar doları aşan yönetilen varlığa sahip bir özel sermaye şirketi. Şirket, agresif satın almaları ve borç temelli büyüme stratejileriyle tanınıyor. Ancak son yıllarda, Apollo'nun portföy şirketlerine yüklediği yüksek faizli krediler ve yönetim ücretleri, akademik çevrelerde sorgulanıyor.
ABD'li akademisyenler tarafından yapılan yeni bir çalışma, Apollo'nun satın aldığı şirketlerin, benzer büyüklükteki bağımsız rakiplerine göre ortalama yüzde 1,5 ila 2 puan daha yüksek faizle borçlandığını gösteriyor. Araştırmacılar, bu farkın kısmen Apollo'nun itibarından kaynaklandığını, ancak asıl nedenin grubun portföy şirketlerine dayattığı finansal yapı olduğunu belirtiyor. Apollo, satın aldığı şirketlere genellikle kendi bünyesindeki kredi fonlarından borç veriyor ve bu krediler piyasa ortalamasının üzerinde faiz taşıyor.
Portföy Şirketleri Üzerindeki Baskı
Apollo'nun portföyünde perakendeden sağlığa, medyadan imalata kadar geniş bir yelpazede şirketler bulunuyor. Örneğin, Apollo'nun 2019'da satın aldığı ve 2021'de iflas başvurusunda bulunan perakende zinciri diğer özel sermaye şirketlerinin portföyünde de benzer sorunlar yaşandı. Ancak araştırmacılar, Apollo'nun özellikle yüksek kaldıraç oranları ve agresif maliyet yönetimiyle diğerlerinden ayrıldığını vurguluyor.
Çalışmaya göre, Apollo'nun portföy şirketleri, satın alma sonrası ilk üç yılda ortalama yüzde 10 daha fazla işgücü azaltımına gidiyor ve Ar-Ge harcamalarını yüzde 15'e kadar kısıyor. Bu durum, kısa vadeli kâr maksimizasyonu sağlarken, uzun vadeli büyüme potansiyelini zayıflatıyor. Akademisyenler, bu maliyetin sadece şirketlerle sınırlı kalmadığını, çalışanlar, tedarikçiler ve yerel ekonomiler üzerinde de olumsuz etkiler yarattığını belirtiyor.
Apollo cephesinden henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak şirket daha önce yaptığı açıklamalarda, portföy şirketlerine sağladığı finansmanın piyasa koşullarında rekabetçi olduğunu ve uzun vadeli değer yaratmayı hedeflediğini savunmuştu. Öte yandan, özel sermaye sektörü genel olarak düşük faiz ortamında büyük kazançlar elde etti; ancak faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte borç maliyetleri arttı ve birçok portföy şirketi zor durumda kaldı.
Küresel Özel Sermaye Piyasası ve Düzenleme Baskıları
Özel sermaye fonları, son yirmi yılda küresel ekonomide önemli bir aktör haline geldi. 2023 itibarıyla dünya genelinde özel sermaye fonlarının yönettiği varlık büyüklüğü 8 trilyon doları aştı. Ancak bu büyüme, beraberinde yoğun eleştirileri de getirdi. Özellikle ABD ve Avrupa'da, özel sermaye şirketlerinin vergi avantajları, şeffaflık eksikliği ve işgücü üzerindeki olumsuz etkileri sıkça tartışılıyor.
ABD'de Biden yönetimi, özel sermaye fonlarının vergilendirilmesine yönelik reform çağrıları yapmış, ancak Kongre'de yeterli desteği bulamamıştı. Avrupa Birliği ise 2022'de yürürlüğe giren Sürdürülebilir Finans Düzenlemesi ile özel sermaye fonlarının çevresel ve sosyal etkilerini raporlamasını zorunlu hale getirdi. Apollo gibi devler, bu düzenlemelere uyum sağlamak için ek maliyetlere katlanmak zorunda kalıyor.
Araştırmacılar, Apollo örneğinin, özel sermaye modelinin daha geniş bir sorgulamasını gerektirdiğini söylüyor. Zira Apollo'nun portföy şirketlerine yüklediği maliyet, sadece o şirketleri değil, aynı zamanda bu şirketlerin bağlı olduğu tedarik zincirlerini ve çalışanları da etkiliyor. Özellikle emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren portföy şirketlerinde işten çıkarmalar ve ücret baskısı, yerel ekonomilerde talep daralmasına yol açabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de özel sermaye fonlarının doğrudan yatırımları son yıllarda artış gösterdi; ancak Apollo'nun agresif finansal stratejileri henüz Türk şirketlerinde görülmedi. Yine de küresel ölçekte borçlanma maliyetlerinin yükselmesi, Türk şirketlerinin uluslararası fonlardan sağladığı finansmanı pahalılaştırıyor. Ayrıca, yabancı özel sermaye fonlarının Türkiye'deki satın almalarında şeffaflık ve işgücü hakları konusundaki standartları, ileride gündeme gelebilir. Türkiye'nin rekabetçi bir yatırım ortamı sunabilmesi için bu fonların etkilerini dikkatle izlemesi gerekiyor.