Britanya'nın bir sonraki başbakanı, ülkenin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biriyle yüzleşmek zorunda kalacak: "tolere edilebilir düşüş" kültürü. Eski İç Güvenlik Müsteşarı Mark Sedwill'in The Times'ta kaleme aldığı çarpıcı makaleye göre, ülke uzun yıllardır ekonomik ve sosyal olarak gerilerken, bu durum siyasi elit tarafından adeta kanıksanmış durumda. Sedwill, özellikle eski İşçi Partisi lideri Andy Burnham'ın Manchester için talep ettiği yetki devri planının, ciddi bir ekonomik stratejiden ziyade "Manc-a-Lago" (Manchester ve Mar-a-Lago benzetmesi) adını verdiği popülist bir gösteriye dönüşme riski taşıdığını vurguluyor.
Yetki Devri Fikri Neden Tartışmalı?
Andy Burnham, Greater Manchester Belediye Başkanı olarak bölgesel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi gerektiğini savunuyor. Burnham'ın önerisi, Manchester'ın vergi toplama, ulaşım ve eğitim gibi alanlarda merkezi hükümetten bağımsız karar alabilmesini içeriyor. Ancak Sedwill'e göre bu plan, bölgesel eşitsizlikleri çözmekten ziyade, sadece bir siyasi kariyer hamlesi olarak algılanabilir. "Manc-a-Lago" benzetmesi, Burnham'ın planının Donald Trump'ın Florida'daki özel kulübü Mar-a-Lago'ya benzer şekilde, sadece belli bir seçkin gruba hitap eden bir girişim olduğunu ima ediyor.
Sedwill, tarihsel olarak Britanya'nın bölgesel kalkınma girişimlerinin çoğunun başarısız olduğunu hatırlatıyor. Kuzey İngiltere için oluşturulan "Kuzey Ekonomik Koridoru" gibi projeler, yeterli finansman ve merkezi hükümet desteği olmadan hedeflerine ulaşamadı. Şu anda hükümetin "Seviye Atma" (Levelling Up) gündemi de benzer sorunlarla boğuşuyor: bölgeler arası gelişmişlik farkı giderek açılırken, harcanan milyarlarca sterlin somut sonuçlar vermekten uzak.
Küresel Boyut: Popülizm ve Ekonomik Durgunluk
Britanya'daki bu tartışma, aslında küresel bir eğilimin yansıması. Dünya genelinde merkezi hükümetler, artan halk memnuniyetsizliği karşısında bölgesel yönetimlere yetki devrini bir çözüm olarak sunuyor. Ancak Sedwill, bu tür girişimlerin çoğu zaman sembolik kaldığını ve gerçek bir mali özerklik içermediğini belirtiyor. Örneğin, İspanya'da Katalonya, İtalya'da Lombardiya ve ABD'de bazı eyaletler, merkezden daha fazla yetki talep ederken, bu talepler genellikle ekonomik merkezlerin diğer bölgelere kıyasla daha fazla kaynak talep etmesiyle sonuçlanıyor. Bu durum, zaten kırılgan olan ulusal birliği daha da zayıflatıyor.
Ekonomik durgunluk ve hayat pahalılığı krizi, bu tür popülist çıkışları tetikleniyor. Britanya'da enflasyonun hâlâ yüksek seyretmesi, enerji faturalarının artması ve sağlık hizmetlerinin baskı altında olması, vatandaşların daha radikal çözümler aramasına yol açıyor. Sedwill, "Sorun sadece bölgesel eşitsizlikler değil, aynı zamanda ülkenin genel olarak düşüşte olduğu hissiyatı," diyor. "İnsanlar daha iyi bir gelecek görmek istiyor; sadece bir bölgenin diğerine karşı oyununu izlemek değil."
Türkiye Açısından Değerlendirme
Britanya'daki bu tartışma, Türkiye'nin bölgesel kalkınma politikaları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye'de de Doğu ve Güneydoğu illeri başta olmak üzere bölgeler arası gelişmişlik farkı uzun süredir bir sorun. Hükümetin son yıllarda uyguladığı cazibe merkezleri politikası ve teşvik sistemi, yerel yönetimleri güçlendirmeyi amaçlıyor. Ancak Britanya örneği, salt yetki devrinin yeterli olmadığını, asıl meselenin merkezi hükümetin sağlam bir mali planlama ve uzun vadeli yatırımla desteklenmesi gerektiğini gösteriyor. Aksi halde, popülist vaatler ekonomik büyümeyi tetiklemekten ziyade, sadece kısa vadeli bir siyasi rüzgar yaratabilir. Türkiye'nin kalkınma hamlesi için bölgesel dinamikleri iyi anlaması ve merkez-çevre dengesini koruyarak sürdürülebilir bir model oluşturması gerekiyor.