Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İsrail'in Lübnan'da Hizbullah ile devam eden çatışmaları sırasında gerçekleştirdiği hava saldırılarında sivilleri hedef alarak ailelerin tamamını yok ettiğini öne sürdü ve bu eylemlerin savaş suçu kapsamında soruşturulması çağrısında bulundu. Örgüt, özellikle 2024 yılının Temmuz ayından bu yana yoğunlaşan saldırılarda, en az 17 sivilin hayatını kaybettiğini ve çok sayıda sivilin yaralandığını belirtti. Amnesty, İsrail'in uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiğine dair güçlü kanıtlar bulunduğunu ifade ederek, bu saldırıların savaş suçu teşkil edebilecek nitelikte olduğunu vurguladı.
İsrail'in Hizbullah'a karşı operasyonları ve sivil kayıplar
İsrail ordusu, Hizbullah'ın askeri altyapısını hedef aldığını belirtse de, Amnesty raporu, hava saldırılarının yoğun olarak sivil yerleşim bölgelerini vurduğunu ortaya koyuyor. Örgüt, saldırılarda en az 10 farklı aileden birden fazla bireyin hayatını kaybettiğini tespit etti. Örneğin, 12 Ağustos 2024'te güney Lübnan'daki bir köyde düzenlenen saldırıda, aynı aileden 5 kişi hayatını kaybetti. Amnesty, bu tür saldırıların 'orantısız güç kullanımı' ve 'ayrım gözetmeme' ilkelerini ihlal ettiğini savunuyor.
İsrail ise, Hizbullah'ın sivil alanlara gizlenmiş roket fırlatma rampaları kullandığını ve bu nedenle sivil kayıpların kaçınılmaz olduğunu öne sürüyor. Ancak Amnesty, İsrail'in sivil kayıpları en aza indirmek için yeterli önlem almadığını ve bu saldırıların savaş suçu olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Örgüt, daha önce de İsrail'in Gazze'deki operasyonlarında benzer ihlaller yaptığını kaydetmişti.
Bölgesel ve küresel boyut: Uluslararası hukuk ve soruşturma çağrıları
Amnesty International'ın çağrısı, uluslararası toplumun İsrail-Filistin ve Lübnan çatışmalarına yönelik tepkilerini yeniden gündeme taşıdı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, daha önce İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına ilişkin savaş suçu iddialarını soruşturmak üzere bir komisyon kurmuştu. Şimdi ise Lübnan saldırıları da benzer bir soruşturma sürecine tabi tutulabilir.
Öte yandan, ABD ve Avrupa Birliği'nin birçok üyesi, İsrail'in kendini savunma hakkını tanımakla birlikte, sivil kayıpların azaltılması çağrısında bulunuyor. Ancak şu ana kadar hiçbir Batılı ülke İsrail'e yaptırım uygulama kararı almadı. Bu durum, uluslararası hukukun eşit uygulanması gerektiğini savunan insan hakları örgütleri tarafından eleştiriliyor.
Lübnan hükümeti ise, İsrail saldırılarında hayatını kaybeden sivillerin sayısının 100'ü aştığını ve bu saldırıların savaş suçu teşkil ettiğini belirterek, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) başvuruda bulunmayı değerlendiriyor. Ancak UCM'nin İsrail üzerinde yargı yetkisi, İsrail'in Roma Statüsü'nü imzalamamış olması nedeniyle sınırlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını defalarca kınamış ve bölgesel istikrarı tehdit ettiğini vurgulamıştır. Amnesty'nin savaş suçu çağrısı, Türk dış politikasının insani hukuk ve Filistin davasına verdiği destekle örtüşmektedir. Ankara, İsrail'in sert askeri operasyonlarının bölgesel gerilimi artıracağını ve Lübnan'ın istikrarını bozacağını düşünmektedir. Ayrıca, Türkiye'nin Hizbullah ile doğrudan bir bağı olmamakla birlikte, İsrail'in Lübnan'da yarattığı insani kriz, sınır güvenliği ve mülteci akınları açısından Türkiye'yi de etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye’nin uluslararası platformlarda İsrail'in eylemlerine karşı çıkması, bölgesel dengeleri koruma ve insani hukuku savunma çabasının bir parçası olarak değerlendirilebilir.