Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, yetişkinlerin yaklaşık %90'ı 'diastolik disfonksiyon' adı verilen ve çoğu kişinin daha önce duymadığı bir kalp rahatsızlığı için risk altında bulunuyor. Doktorlar, bu durumun erken teşhis edilmesi halinde kalp yetmezliği gibi ciddi sonuçların önlenebileceğini belirtiyor. Hastalık, kalbin gevşeme ve kanla dolma evresindeki bozukluk olarak tanımlanıyor ve genellikle hiçbir belirti göstermeden ilerliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Diastolik disfonksiyon, kalbin sol ventrikülünün yeterince gevşeyememesi sonucu kanı yeterince dolduramaması durumu olarak tanımlanıyor. Bu durum, zamanla kalp yetmezliğine yol açabiliyor. ABD'de yapılan bir çalışma, 45 yaş üstü yetişkinlerin %90'ının en az bir risk faktörüne sahip olduğunu ortaya koydu. Risk faktörleri arasında yüksek tansiyon, diyabet, obezite ve hareketsiz yaşam tarzı yer alıyor. Uzmanlar, bu rahatsızlığın genellikle fark edilmediğini, çünkü standart kalp testlerinin (EKG gibi) bu durumu tespit etmekte yetersiz kaldığını vurguluyor.
Kardiyologlar, diastolik disfonksiyonun erken evrelerinde belirti vermediğini, ancak ilerledikçe nefes darlığı, yorgunluk ve bacaklarda şişme gibi semptomlara yol açtığını ifade ediyor. Hastalığın tanısı genellikle ekokardiyografi (kalp ultrasonu) ile konuluyor. Ancak bu test, rutin kontrol listesinde yer almadığı için birçok hasta teşhis edilmeden kalıyor. Amerikan Kalp Derneği, diastolik disfonksiyon için daha kapsamlı tarama protokolleri geliştirilmesi çağrısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Diastolik disfonksiyon, sadece ABD'de değil, küresel olarak artan bir sağlık sorunu haline geliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, kalp yetmezliği vakalarının yaklaşık yarısı diastolik disfonksiyondan kaynaklanıyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde yaşlanan nüfus ve artan obezite oranları, bu hastalığın yaygınlığını artırıyor. Avrupa'da yapılan araştırmalar, 60 yaş üstü nüfusun %50'sinden fazlasının diastolik disfonksiyon riski taşıdığını gösteriyor.
Uzmanlar, erken tanı ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hastalığın ilerlemesinin durdurulabileceğini belirtiyor. Özellikle tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz ve kilo kontrolü, diastolik disfonksiyon riskini önemli ölçüde düşürebiliyor. Ancak sağlık sistemlerinin bu konuda farkındalık yaratması ve tarama programları oluşturması gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de benzer bir tablo söz konusu. Türk Kardiyoloji Derneği verilerine göre, kalp yetmezliği vakalarının %40'ı diastolik disfonksiyon kaynaklı. Yüksek tansiyon ve diyabet oranlarının yüksek olduğu ülkemizde, bu hastalığın farkındalığı henüz yeterli düzeyde değil. Sağlık Bakanlığı'nın risk gruplarına yönelik ekokardiyografi taramalarını yaygınlaştırması, kalp yetmezliğine bağlı ölümleri azaltabilir. Ayrıca, sağlıklı beslenme ve egzersiz programlarına yönelik toplumsal kampanyalar, bu riski azaltmada etkili olabilir.