Brown Üniversitesi Savaşın Bedeli Projesi ve ReThink Media tarafından yapılan yeni bir kamuoyu araştırması, Amerikan seçmenlerinin güvenlik algısıyla Washington'un ulusal güvenlik adına yaptığı harcamalar arasında giderek derinleşen bir uçurum olduğunu ortaya koydu. Ankete katılanların büyük çoğunluğu ordunun kendilerini güvende hissettirdiğini belirtirken, aynı oranda katılımcı savunma bütçesinin trilyon dolar seviyesine ulaşmasının sorgulanması gerektiğini ifade etti. Bu sonuçlar, ABD'nin küresel askeri varlığı ile iç ekonomik öncelikler arasındaki dengenin yeniden tartışılmasına neden oldu.
Güvenlik algısı ve harcamalar arasındaki kopukluk
Araştırma kapsamında seçmenlere yöneltilen sorularda, günlük yaşamda güvenliğe neyin katkı sağladığı sorgulandı. Katılımcıların yüzde 68'i ordunun varlığının kendilerini güvende hissettirdiğini söylerken, buna karşılık yüzde 62'si savunma harcamalarının mevcut seviyesinin çok yüksek olduğunu ve bu paranın sağlık, eğitim ve altyapı gibi alanlara yönlendirilmesi gerektiğini belirtti. Araştırmacılar, bu paradoksun Amerikan siyasetinde giderek daha belirgin hale geldiğine dikkat çekiyor. Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde sürekli artan askeri harcamalar, 2024 itibarıyla yıllık 886 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu rakam, ABD'nin en yakın rakibi Çin'in savunma bütçesinin neredeyse üç katına denk geliyor. Ancak kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların büyük bir kısmının bu harcamaların kendi günlük yaşamlarına doğrudan bir katkı sağlamadığını düşündüğünü gösteriyor.
Anketin dikkat çekici bir diğer bulgusu ise siyasi yelpazenin her iki tarafındaki seçmenlerin de savunma harcamalarının denetlenmesi konusunda hemfikir olması. Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 55'i, Demokrat seçmenlerin ise yüzde 70'i savunma bütçesinin azaltılması gerektiğini savunuyor. Bu, iki parti arasında nadir görülen bir mutabakata işaret ediyor. Araştırma ekibinden Dr. Stephanie Savell, "Amerikalılar ordunun kendilerini koruduğunu düşünüyor, ancak bunun bedelinin çok ağır olduğunun farkındalar. Özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde bu tür harcamaların meşruiyeti daha fazla sorgulanıyor" yorumunda bulundu.
Küresel güvenlik ve ekonomik maliyet dengesi
Washington'un savunma harcamalarının büyük bir kısmı, yurtdışındaki askeri üslerin işletilmesi, silah sistemlerinin modernizasyonu ve nükleer caydırıcılık gibi kalemlerden oluşuyor. Ancak anket, Amerikalıların yüzde 72'sinin bu harcamaların günlük yaşamlarına doğrudan bir etkisinin olmadığını düşündüğünü ortaya koydu. Pentagon'un yıllık bütçesinin yaklaşık 100 milyar doları, sadece bakım ve lojistik gibi operasyonel giderlere ayrılıyor. Bu rakam, ABD'deki birçok eyaletin yıllık bütçesinden daha büyük. Uzmanlar, bu durumun özellikle orta sınıf ve düşük gelirli haneler üzerinde dolaylı ama hissedilir bir etkisi olduğunu savunuyor. Çünkü savunma harcamalarındaki artış, vergi yükünü artırırken, sosyal programlara ayrılan kaynakları da kısıtlıyor.
Bölgesel düzeyde bakıldığında, ABD'nin Avrupa ve Asya-Pasifik'teki askeri varlığı, müttefikler arasında güvenlik sağlarken, aynı zamanda stratejik rekabeti de derinleştiriyor. Rusya-Ukrayna Savaşı ve Çin'in Tayvan üzerindeki artan baskısı, Washington'un savunma harcamalarını artırma yönündeki baskıyı sürdürüyor. Ancak anket sonuçları, Amerikan halkının bu dış tehditlere rağmen, iç önceliklere daha fazla kaynak ayrılmasını istediğini gösteriyor. Özellikle sağlık sigortası kapsamının genişletilmesi, çevre koruma ve eğitim gibi alanlara yapılan yatırımlar, seçmenlerin güvenlik algısında ordudan daha belirleyici bir rol oynuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin savunma harcamalarına yönelik bu kamuoyu baskısı, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Washington'un bütçe kısıtlamaları, Türkiye'nin NATO müttefiki olarak üstlendiği savunma yükünü ve askeri işbirliği dinamiklerini etkileyebilir. ABD'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki askeri varlığının azalması, bölgesel güç dengelerinde Türkiye'ye daha fazla sorumluluk yükleyebilir. Aynı zamanda, Türkiye'nin kendi savunma sanayiindeki yerelleşme çabaları, bu tür küresel harcama tartışmalarının yarattığı boşlukları doldurma potansiyeli taşıyor. Öte yandan, ABD'nin savunma bütçesindeki kesintilerin F-35 ve Patriot gibi ortak projelere yansıması, Türkiye'nin uzun vadeli savunma planlamasında dikkate alınması gereken bir risk faktörü olarak öne çıkıyor.