Ateşkes anlaşmasının kırılgan yapısı son günlerde ciddi sınamalarla karşı karşıya kalırken, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki gerilim yeniden tırmanışa geçti. İki ülke, özellikle Orta Doğu'da yürüttükleri vekalet savaşları ve doğrudan askeri operasyonlarla birbirlerine misilleme saldırıları düzenliyor. Bu durum, geçtiğimiz yıl varılan ve bölgede istikrarı sağlamayı hedefleyen çerçeve anlaşmasını şimdiye kadarki en büyük tehditle karşı karşıya bırakıyor. Ancak tüm bu gerginliğe rağmen, hem Washington hem de Tahran yönetimleri topyekûn bir savaşın eşiğine gelmekten özenle kaçınıyor. Uzmanlar, bu durumu "kontrollü bir tırmanma" olarak tanımlarken, tarafların kırmızı çizgilerini aşmadan birbirlerine mesaj vermeye çalıştığını belirtiyor.
Gelişmenin arka planı ve karşılıklı saldırılar
İran'ın Yemen'deki Husilere verdiği destek, ABD'nin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları önleme çabalarıyla çatışıyor. Son haftalarda ABD, İran destekli milislere ait hedefleri vururken, İran da dolaylı yollardan ABD çıkarlarını hedef alan eylemleri finanse ediyor. Örneğin, Irak ve Suriye'deki Amerikan üslerine düzenlenen roket saldırıları, Tahran'ın desteklediği gruplar tarafından üstleniliyor. Buna karşılık ABD, İran'ın bölgedeki nüfuzunu kırmak için hassas operasyonlar yürütüyor.
Ancak dikkat çekici olan, iki tarafın da birbirlerine verdikleri zararı sınırlı tutmaya özen göstermesi. ABD'nin seçim yılında olması, Başkan Trump'ın yeni bir savaşa girmek istememesi; İran'ın ise zaten ağır ekonomik yaptırımlar altındayken rejim bekasını riske atacak bir çatışmadan kaçınması, bu kontrollü tırmanmanın başlıca nedenleri arasında sayılıyor. Her iki taraf da askeri açıdan yıpratıcı olabilecek bir savaşın bedelinin çok yüksek olduğunun farkında.
Bölgesel ve küresel boyut: Anlaşmanın geleceği tehlikede
Bu karşılıklı saldırılar, sadece ikili ilişkileri değil, aynı zamanda bölgesel dengeleri de etkiliyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD-İran geriliminin tırmanmasından endişe duyuyor. Özellikle petrol fiyatlarının dalgalanması ve ticaret yollarının güvenliği, bu ülkeleri doğrudan ilgilendiriyor. Ayrıca İsrail, İran'ın nükleer programına yönelik endişelerini sürekli gündemde tutarken, ABD'nin İran'la olan anlaşmasının geleceği konusunda da uyarılarda bulunuyor.
Küresel ölçekte ise Avrupa ülkeleri, ABD İran arasındaki gerginliğin bir savaşa dönüşmemesi için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Fransa ve Almanya, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için çaba harcarken, İngiltere ise ABD'nin yanında yer alarak Tahran üzerindeki baskıyı artırıyor. Ancak mevcut durumda anlaşmanın ayakta kalması her geçen gün zorlaşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran hem de ABD ile dengeli ilişkiler yürütmeye çalışan bir ülke olarak bu gerilimden doğrudan etkileniyor. Irak ve Suriye'deki vekalet çatışmaları, Türkiye'nin güney sınırında güvenlik risklerini artırabilir. Ayrıca İran'a yönelik yaptırımlar, Türkiye'nin enerji ithalatını ve komşusuyla olan ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ankara, bu süreçte hem NATO müttefiki ABD ile uyumlu hareket etmek hem de İran'la sınır komşusu olmanın gerektirdiği diplomatik hassasiyeti korumak zorunda. Bu nedenle Türkiye'nin iki taraf arasındaki gerginliğin daha da artmaması için arabuluculuk çabalarını sürdürmesi bekleniyor.