ABD, 4 Temmuz 2026'da 250. kuruluş yıldönümünü kutlamaya hazırlanırken, Orta Doğu Gözlemi'nde yayımlanan bir analiz, Washington'ın küresel üstünlük yanılsamasından vazgeçmesi gerektiğini savunuyor. Makale, Amerikan hegemonyasının sona erdiğini ve ülkenin yeni bir gerçeklikle yüzleşmesi gerektiğini öne sürüyor. Bu bağlamda, ABD'nin askeri müdahalelerden ekonomik baskılara kadar uzanan yayılmacı politikalarının artık sürdürülemez olduğu vurgulanıyor. Özellikle Orta Doğu'da yürütülen savaşların, Afganistan ve Irak işgallerinin başarısızlığı, Amerikan gücünün sınırlarını açıkça ortaya koydu.
Küresel Güç Dengesi Değişiyor
Analize göre, ABD'nin Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünya düzeni, Çin'in yükselişi ve diğer bölgesel güçlerin artan etkisiyle yerini çok kutuplu bir sisteme bırakıyor. Çin'in ekonomik ve askeri alandaki ilerleyişi, ABD'nin Pasifik'teki hakimiyetini tehdit ederken, Rusya'nın Ukrayna savaşı ile Batı ittizamına meydan okuması, Washington'ın Avrupa'daki nüfuzunu da sorgulanır hale getiriyor. Makale, ABD'nin bu yeni dengede kendini yeniden konumlandırması gerektiğini, aksi takdirde izolasyon ve düşüş riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Ayrıca, iç siyasetteki kutuplaşma ve ekonomik eşitsizliklerin, ülkenin küresel liderlik rolünü sürdürmesini zorlaştırdığı ifade ediliyor.
Orta Doğu'da Yeni Bir Yaklaşım Şart
Makalede özellikle Orta Doğu'da ABD'nin geleneksel müdahaleci politikasının terk edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Irak ve Afganistan'daki askeri yenilgiler, İran'la nükleer anlaşma müzakerelerindeki başarısızlıklar ve Suudi Arabistan ile ilişkilerdeki iniş çıkışlar, Washington'ın bölgede güvenilirliğini zedeledi. Analiz, ABD'nin artık askeri güçten ziyade diplomasi ve ekonomik iş birliğine odaklanması gerektiğini savunuyor. İsrail-Filistin çatışmasında tarafsız bir arabulucu rolü üstlenmenin, bölgesel istikrar için daha yapıcı olabileceği belirtiliyor. Aynı şekilde, Körfez ülkeleriyle ilişkilerde insan hakları ve demokrasi söylemlerinin öncelenmesi gerektiği, ancak bunun gerçekçi hedeflerle uyumlu olması gerektiği ifade ediliyor.
Ekonomik ve Askeri Aşırı Yayılma Maliyetleri
ABD'nin dünya genelinde 750'den fazla askeri üssü bulunurken, savunma bütçesi 800 milyar doları aşıyor. Analiz, bu yükselen maliyetlerin ülkenin altyapı, eğitim ve sağlık gibi iç ihtiyaçlarına kaynak ayırmasını zorlaştırdığına dikkat çekiyor. Pandemi döneminde yaşanan ekonomik durgunluk ve enflasyon, askeri harcamaların sürdürülemezliğini daha da belirgin hale getirdi. Makale, ABD'nin kendi ekonomik kalkınmasına öncelik vermesi ve küresel angajmanlarını yeniden değerlendirmesi gerektiğini savunuyor. Aksi takdirde, Çin gibi rakiplerin ekonomik büyüme hızı karşısında geride kalma riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin küresel liderlikten çekilme senaryosu, Türkiye için hem fırsat hem de riskler barındırıyor. Bir yandan, ABD'nin Orta Doğu'da daha az müdahaleci bir politika izlemesi, Türkiye'nin bölgesel nüfuzunu artırabilir ve Suriye, Irak gibi konularda daha bağımsız hareket etme alanı yaratabilir. Ancak öte yandan, ABD'nin NATO'dan gevşemesi veya Avrupa güvenliğine ilgisinin azalması, Türkiye'nin Batı ittizamındaki konumunu zayıflatabilir. Ayrıca, Çin ve Rusya ile rekabetin kızışması, Türkiye'yi bu güçler arasında denge politikası izlemeye zorlayabilir. Türkiye, ABD'nin yeniden yapılanma sürecini yakından takip ederek, kendi çıkarlarını maksimize edecek bir dış politika stratejisi geliştirmek zorunda.