Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, son anketlerde yüzde 20'nin üzerinde destekle ikinci büyük parti konumuna yerleşti. Bu durum, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Almanya'da ana akım siyasetin dışında kalan bir partinin federal düzeyde bu denli güçlenmesi olarak tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor. The Economist dergisinin son sayısında yer alan "What to do about Germany's populist right" başlıklı makale, bu yükselişin nedenlerini ve ana akım partilerin nasıl bir strateji izlemesi gerektiğini tartışıyor.
AfD'nin Yükselişinin Arka Planı
AfD, 2013 yılında Avrupa Birliği karşıtı bir platformla kuruldu. Ancak partinin asıl büyük çıkışı, 2015'teki mülteci krizi sırasında Şansölye Angela Merkel'in "Wir schaffen das" (Bunu başaracağız) politikasına yönelik tepkilerle geldi. O dönemde parti, göç karşıtı söylemiyle öne çıktı ve 2017 federal seçimlerinde yüzde 12,6 oy alarak ilk kez Bundestag'a girdi. 2021 seçimlerinde bir miktar gerileyen AfD, özellikle Doğu Almanya'daki eyaletlerde güçlü bir taban edindi.
Son yıllarda ise parti, enerji krizi, enflasyon ve Ukrayna savaşı sonrası artan ekonomik belirsizlikten besleniyor. Ayrıca iklim politikalarına yönelik eleştiriler ve kırsal kesimdeki hoşnutsuzluk, AfD'nin oylarını artırmasında etkili oldu. Parti, özellikle Thüringen, Saksonya ve Brandenburg gibi eyaletlerde yüzde 30'un üzerine çıkan anket sonuçları elde etti.
Almanya'da ana akım partiler, AfD'yi dışlayan bir "ateş duvarı" (Brandmauer) politikası izliyor. Ancak bu strateji, partinin daha da güçlenmesini engelleyemedi. Hatta bazı eyaletlerde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve diğer partiler, AfD ile dolaylı işbirliği yapmakla suçlandı. Bu durum, Alman siyasetinde ciddi bir meşruiyet tartışması yarattı.
Ana Akım Partilerin İkilemi
The Economist makalesi, ana akım partilerin iki temel seçenekle karşı karşıya olduğunu belirtiyor: Ya AfD'nin söylemlerini kısmen benimseyerek seçmeni geri kazanmaya çalışacaklar ya da partiyi tamamen izole edip demokrasiyi koruma adına işbirliğini reddedecekler. Ancak her iki stratejinin de riskleri var. İlki, aşırı sağın normalleşmesine yol açabilir; ikincisi ise AfD'yi mağdur ederek daha da güçlendirebilir.
Makale, özellikle CDU'nun lideri Friedrich Merz'in izlediği çizginin belirsiz olduğunu vurguluyor. Merz, bir yandan AfD ile işbirliği yapmayacağını söylerken, diğer yandan göç politikalarında sertleşme sinyali veriyor. Bu çelişkili tutum, seçmen nezdinde güven kaybına neden olabilir. Sosyal Demokratlar (SPD) ve Yeşiller ise daha net bir şekilde AfD karşıtı bir pozisyon alıyor, ancak bu da onların oy oranlarını artırmaya yetmiyor.
Almanya'nın ekonomik sorunları da bu tabloyu derinleştiriyor. Yüksek enflasyon, enerji maliyetleri ve sanayideki yavaşlama, hükümetin performansını olumsuz etkiliyor. Koalisyon hükümeti içindeki anlaşmazlıklar, özellikle FDP ile Yeşiller arasındaki bütçe tartışmaları, istikrarsızlık algısını güçlendiriyor. Bu ortamda AfD, "sistem karşıtı" söylemiyle protesto oylarını topluyor.
Avrupa ve Küresel Boyut
Almanya'daki bu gelişme, yalnızca ülke içi bir mesele değil. Avrupa Birliği'nin en büyük ekonomisi ve siyasi ağırlığı olan Almanya'da aşırı sağın yükselişi, tüm kıtayı etkiliyor. Fransa'da Marine Le Pen'in partisi, İtalya'da Giorgia Meloni'nin liderliğindeki sağ koalisyon ve Macaristan'da Viktor Orban'ın yönetimi, Avrupa'da popülist sağın yükselişinin bir parçası. Almanya'daki gelişmeler, AB'nin göç, iklim ve Ukrayna politikalarında daha da parçalanmasına yol açabilir.
Özellikle AfD'nin Rusya yanlısı tutumu, Ukrayna'ya verilen desteğin azalması riskini beraberinde getiriyor. Parti, Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımlara karşı çıkıyor ve Ukrayna'ya silah yardımını eleştiriyor. Bu durum, NATO içinde birlik görüntüsünü zayıflatabilir. Ayrıca AfD'nin AB karşıtı söylemi, Avrupa bütünleşmesi için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Almanya'da ana akım partilerin AfD'yi nasıl yöneteceği, önümüzdeki yıl yapılacak federal seçimlerde belirleyici olacak. Anketler, CDU'nun birinci parti olacağını ancak tek başına iktidar olamayacağını gösteriyor. Koalisyon senaryoları arasında CDU-Yeşiller veya CDU-SPD gibi seçenekler konuşuluyor. Ancak her iki durumda da AfD'nin güçlü muhalefetiyle karşı karşıya kalınacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'daki popülist sağın yükselişi, Türkiye'yi birkaç açıdan yakından ilgilendiriyor. Öncelikle, Almanya'da yaşayan 3 milyondan fazla Türk kökenli vatandaş, AfD'nin göç karşıtı ve İslamofobik söylemlerinden doğrudan etkileniyor. Partinin yükselişi, bu toplumun güvenliği ve entegrasyonu açısından risk oluşturuyor. İkincisi, Almanya'nın AB içindeki tutumu, Türkiye-AB ilişkilerinde belirleyici bir rol oynuyor. AfD'nin güçlenmesi, Türkiye'nin AB üyelik sürecini daha da zorlaştırabilir. Ayrıca, Almanya'nın Ukrayna politikasındaki olası bir değişim, Türkiye'nin bölgesel dengelerdeki konumunu etkileyebilir. Türkiye, Almanya ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini dikkatle yönetmek durumunda.