Almanya'da başlatılan bir sivil toplum girişimi, neo-Nazi grupların finansal kaynaklarını kurutmak için alışılmadık bir yöntem benimsedi: aşırı sağcı sembol ve sloganların ticari markalarını tescil ettirerek bu örgütlerin gelir elde etmesini engellemek. “Sağa Karşı Haklar” (Rights Against the Right) adlı kampanya, Alman Marka ve Patent Ofisi'ne yaptığı başvurularla, neo-Nazi grupların tişört, çıkartma ve diğer ürünlerde kullandığı sembolleri yasal olarak koruma altına almayı hedefliyor. Bu sayede, bu sembollerin ticari kullanımını kontrol ederek aşırı sağcı örgütlerin finansmanını kesmek amaçlanıyor.
Girişimin Arka Planı ve Yöntemi
Kampanya, Berlin merkezli bir sivil toplum kuruluşu tarafından yürütülüyor ve hukuk uzmanları ile eski neo-Nazi üyelerinden oluşan bir ekibe sahip. Girişim, özellikle neo-Nazi grupların sıkça kullandığı “Thor Steinar” gibi marka isimlerini ve “Almanların Onuru” gibi sloganları tescil ettirmeye çalışıyor. Proje lideri Laura Wirth, “Bu semboller, nefret söylemini meşrulaştırmak ve yeni üyeler kazanmak için kullanılıyor. Biz de onların kendi silahlarıyla vuruyoruz” diyor. Almanya'da marka tescil ücreti ortalama 300 avro iken, itiraz süreçleriyle bu maliyet 1000 avroyu bulabiliyor; ancak girişim, bağışlarla ve proje bütçesiyle bu masrafları karşılıyor. Şimdiye kadar 10'dan fazla başvuru yapıldı ve bazıları onaylandı. Onaylanan markalar sayesinde, aşırı sağcı gruplar bu sembolleri ürünlerinde kullanamaz hale geliyor veya lisans ücreti ödemek zorunda kalıyor.
Alman yasaları, kamu düzenine aykırı olmadığı sürece aşırı sağcı sembollerin ticari marka olarak tesciline izin veriyor. Ancak tescil edilen markanın sahibi, kullanımını kısıtlama hakkına sahip. “Sağa Karşı Haklar” kampanyası, bu hakkı kullanarak neo-Nazi grupların gelir kaynaklarını kurutmayı hedefliyor. Örneğin, “Thor Steinar” markası daha önce aşırı sağcı gruplar tarafından sıkça kullanılıyordu; kampanya bu markayı tescil ettirerek, bu grupların ürün satışını engellemeyi başardı. Benzer şekilde, “Almanların Onuru” sloganı da tescillendi ve aşırı sağcıların bu sloganı kullanması yasaklandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu yöntem, yalnızca Almanya'da değil, diğer Avrupa ülkelerinde de ilgi görüyor. İngiltere, Fransa ve Polonya'daki benzer sivil toplum kuruluşları, Almanya'daki kampanyayı model alarak kendi ülkelerinde uygulamayı planlıyor. Avrupa Birliği genelinde aşırı sağcı grupların yükselişi, bu tür yenilikçi hukuki mücadeleleri daha da önemli hale getiriyor. Ekonomik kriz, göç dalgaları ve pandemi sonrası toplumsal gerilimler, aşırı sağcı grupların tabanını genişletmesine neden oldu. Ancak bu grupların finansal kaynakları genellikle ürün satışları, bağışlar ve yayın aboneliklerinden oluşuyor. Kampanya, özellikle gençleri hedef alan sembolik ürünlerin satışını engelleyerek, bu grupların gelirlerini ciddi şekilde azaltmayı amaçlıyor. Uzmanlar, bu yöntemin etkili olabilmesi için sürekli ve koordineli bir çaba gerektiğini vurguluyor; çünkü aşırı sağcı gruplar yeni semboller bularak veya marka başvurularına itiraz ederek sistemi aşmaya çalışabiliyor.
Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, kampanyayı “yaratıcı ve cesur” olarak nitelendirirken, aşırı sağcılıkla mücadelede devletin yanı sıra sivil toplumun da rol almasının önemine dikkat çekti. Ancak bazı hukukçular, bu yöntemin ifade özgürlüğünü kısıtlama riski taşıdığını savunuyor. Kampanya yürütücüleri ise, yalnızca nefret içerikli ve suç unsuru taşıyan sembolleri hedef aldıklarını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de benzer aşırı sağcı gruplar bulunmakla birlikte, bu girişim doğrudan Türkiye'yi hedef almıyor. Ancak Avrupa'da yükselen aşırı sağcı hareketlerin Türkiye karşıtı söylemleri ve Türkiye kökenli göçmenlere yönelik nefret suçları, bu tür hukuki mücadelelerin Türkiye için de önemli olduğunu gösteriyor. Özellikle Almanya'daki Türk toplumu, aşırı sağcı grupların hedefi haline gelebiliyor. Bu kampanya, nefret söylemiyle mücadelede yeni bir araç sunarken, Türkiye'nin de benzer yöntemleri uluslararası platformlarda desteklemesi veya kendi iç hukukunda uygulaması mümkün. Ayrıca, Avrupa'da aşırı sağcılığın gerilemesi, Türkiye-AB ilişkilerinde olumlu bir ortam yaratabilir.