Almanya'da Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri Friedrich Merz'in başbakanlık için destek arayışı, ülkenin karşı karşıya olduğu derin kimlik krizini ve siyasi parçalanmayı gözler önüne seriyor. Ekonomik durgunluk ve göç endişeleriyle bunalan seçmenler, geleneksel merkez partilerden uzaklaşarak aşırı sağ ve sol kanatlara yöneliyor. Bu durum, Şubat 2025 seçimlerinin ardından hükümet kurma çabalarını çıkmaza sokarken, Merz'in Şansölye Olaf Scholz'un yerine geçme planlarını da zora sokuyor.
Seçmenin merkezden kaçışı ve yükselen popülizm
Almanya'da son anketler, CDU/CSU'nun oy oranının %30 civarında olduğunu, ancak aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin %20'yi aşarak ikinci sıraya yerleştiğini gösteriyor. Aynı şekilde, aşırı sol popülist Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) da yükselişte. Seçmenlerin merkezden uzaklaşmasının arkasında, son yıllarda derinleşen ekonomik belirsizlik ve göçmen politikalarına duyulan güvensizlik yatıyor. Rusya-Ukrayna savaşının tetiklediği enerji krizi, Almanya'nın ihracata dayalı ekonomisini vurdu; enflasyon ve resesyon korkusu hane halkını zorluyor. Özellikle 2015'teki göç dalgası sonrası entegrasyon sorunları ve son dönemde artan suç oranları, göç karşıtı söylemleri güçlendirdi.
Merz, CDU'nun geleneksel muhafazakâr tabanını kaybetmemek için göç konusunda sertleşirken, aynı zamanda iş dünyasına güven vermek için ekonomik reform vaatleriyle denge kurmaya çalışıyor. Ancak AfD ile olası bir işbirliği tartışmaları, CDU içinde ve dışında büyük tepki çekiyor. Merz'in liderliği, partisinin aşırı sağa kaymasını engelleme çabasıyla şekilleniyor. Öte yandan, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller gibi merkez sol partiler de oy kaybediyor; bu partilerin seçmenleri ya sandığa gitmiyor ya da protesto oylarıyla yeni oluşumlara yöneliyor.
Almanya'nın siyasi istikrarsızlığı, Avrupa Birliği'nin motoru olan ülkenin karar alma mekanizmalarını da felç ediyor. Fransa'da da benzer bir parçalanma yaşanırken, AB'nin ortak göç ve ekonomi politikalarında liderlik boşluğu doğuyor. Almanya'nın içine düştüğü kimlik krizi, sadece ulusal değil, kıta çapında bir sorunun yansıması.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Almanya'daki siyasi çalkantı, Avrupa'nın jeopolitik konumunu doğrudan etkiliyor. Ülke, Rusya'ya karşı yaptırımlarda ve Ukrayna'ya askeri destekte lider rol üstlenmişti; ancak iç siyasetteki kırılganlık, bu taahhütlerin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. Ayrıca, Almanya'nın ekonomik zayıflığı, euro bölgesi ve küresel ticaret için risk oluşturuyor. Çin ile ABD arasındaki rekabette denge politikası izleyen Berlin'in, artan iç baskılarla dış politikada daha korumacı ve öngörülemez bir çizgiye kayması muhtemel. NATO içinde de Almanya'nın savunma harcamalarını artırma taahhüdü, siyasi belirsizlik nedeniyle sekteye uğrayabilir.
Göç konusundaki sertleşme, AB'nin ortak sığınma politikasını da etkiliyor. Almanya'nın sınır kontrollerini sıkılaştırması, diğer üye ülkeler üzerinde domino etkisi yaratabilir. Özellikle Türkiye ile yapılan 2016 tarihli göç mutabakatı gibi anlaşmaların geleceği belirsizleşiyor. AB'nin küresel iklim ve ticaret müzakerelerinde birleşik bir ses çıkarması zorlaşırken, Almanya'nın içine kapanması, Brüksel'in etkinliğini azaltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'daki siyasi istikrarsızlık ve yükselen aşırı sağ, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Üç milyondan fazla Türk kökenli nüfusun yaşadığı Almanya, Ankara'nın en büyük ticaret ortaklarından biri. Ekonomik durgunluk ve siyasi belirsizlik, ikili ticaret hacmini ve yatırımları olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, AfD'nin yükselişi ve göç karşıtı söylemler, Türk toplumuna yönelik ayrımcılık riskini artırıyor. Dış politika açısından, Almanya'nın zayıflaması, AB içinde Türkiye'nin pozisyonunu etkileyebilir; özellikle savunma ve enerji işbirliğinde yeni dengeler oluşabilir. Türkiye, istikrarlı bir Almanya'nın Avrupa'daki ağırlığını korumasını tercih eder; zira güçlü Berlin, Ankara ile diyalogda yapıcı bir kanal olabilir. Ancak içine kapanan bir Almanya, Türkiye-AB ilişkilerinde belirsizliği artırabilir.