Avrupa Parlamentosu'nda merkez sağ ve merkez sol arasındaki işbirliğini derinleştirmek ve aşırı sağın etkisini kırmak isteyen iki Alman milletvekili, dikkat çekici bir girişim başlattı. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) üyesi Niclas Herbst ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi René Repasi, Avrupa'nın ana akım siyasetinde yeni bir dönem başlatmak için kolları sıvadı. İki vekilin önerisi, Avrupa Parlamentosu'ndaki en büyük iki siyasi grup olan Avrupa Halk Partisi (EPP) ve Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) grubunun, aşırı sağ partileri dışlayarak daha sıkı bir koalisyon benzeri bir işbirliğine gitmesini öngörüyor. Ancak bu plan, iki grubun liderlerinin onayını almak zorunda ve siyasi kulislerde şimdiden tartışma yarattı.
Gelişmenin Arka Planı
Avrupa siyasetinde son yıllarda aşırı sağın yükselişi, ana akım partileri alışılmadık ittifaklar kurmaya zorluyor. Özellikle 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından aşırı sağın oy oranındaki artış, merkez partiler arasında endişe yaratmıştı. Bu bağlamda, Niclas Herbst ve René Repasi'nin başlattığı girişim, EPP ve S&D arasındaki geleneksel 'büyük koalisyon' anlayışını yeniden canlandırmayı amaçlıyor. İki vekil, ortak bir bildiri yayınlayarak, demokratik değerlere bağlı tüm siyasi grupların, aşırı sağın Avrupa kurumlarında etkisizleştirilmesi için ortak hareket etmesi gerektiğini savundu. Herbst ve Repasi'nin planına göre, EPP ve S&D, yasama süreçlerinde ve kritik oylamalarda stratejik bir ortaklık geliştirecek; böylece aşırı sağın kilit kararlarda belirleyici olmasının önüne geçilecek.
Ancak bu işbirliği çağrısı, iki grubun iç dinamikleri açısından da bazı zorlukları beraberinde getiriyor. EPP içinde özellikle doğu Avrupa'daki bazı üye partiler, aşırı sağa karşı daha esnek bir tutum sergilenmesini isterken; S&D içinde ise merkez sağla yapılacak her türlü işbirliğinin 'sosyal demokrat kimliği zayıflatacağı' endişesi dile getiriliyor. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu'nda liberal grup Renew Europe ve Yeşiller'in de bu ittifakın dışında kalmak istememesi, denklemleri daha da karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, yalnızca Brüksel koridorlarında değil, Avrupa genelinde de yankı uyandırdı. Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik Partisi ve İtalya'da Giorgia Meloni'nin İtalya Kardeşleri Partisi gibi aşırı sağ aktörlerin Avrupa siyasetindeki etkisi, merkez partilerin işbirliğini zorunlu kılıyor. Özellikle göç, iklim değişikliği ve AB'nin genişlemesi gibi konularda aşırı sağın giderek daha fazla söz sahibi olması, ana akım partileri rahatsız ediyor. Herbst ve Repasi'nin girişimi, Avrupa'da 'savunmacı demokrasi' kavramını yeniden gündeme taşıyor. Bu kavram, demokratik kurumların, demokrasi karşıtı güçlere karşı daha aktif bir şekilde korunması gerektiğini öne sürüyor. Ancak eleştirmenler, bu tür bir ittifakın, seçmen nezdinde 'herkes aynı' algısını güçlendirebileceğini ve aşırı sağın 'sistem dışı' söylemini daha da besleyebileceğini savunuyor.
Uzmanlar, bu girişimin başarıya ulaşması halinde, Avrupa Parlamentosu'ndaki güç dengelerini önemli ölçüde değiştirebileceğini belirtiyor. Özellikle AB'nin gelecekteki bütçe müzakereleri, yeşil mutabakat hedefleri ve ortak dış politika kararları gibi kritik dosyalarda merkez sağ ve solun ortak tavır alması, aşırı sağın kilit rol oynamasını engelleyebilir. Öte yandan, bu işbirliği arayışının, AB kurumlarında daha fazla kutuplaşmaya yol açması da olası. Nitekim, bazı çevreler, aşırı sağın dışlanmasının, bu partilerin tabanını daha da radikalleştirebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından dolaylı ama önemli etkiler barındırıyor. Avrupa Parlamentosu'nda merkez sağ ve merkez solun işbirliğini güçlendirmesi, AB'nin Türkiye politikasında daha öngörülebilir ve istikrarlı bir tutum sergilenmesine katkı sağlayabilir. Aşırı sağın güçlenmesi, genellikle Türkiye karşıtlığı ve İslamofobi ile özdeşleştiğinden, bu grupların etkisinin azalması, Türkiye lehine bir ortam yaratabilir. Ancak, EPP ve S&D'nin Türkiye konusundaki geleneksel çekinceleri de göz ardı edilmemeli. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi gibi konulardaki eleştirilerin devam etmesi beklenir. Yine de, olası bir merkez ittifakı, AB-Türkiye ilişkilerinde diyaloğun sürdürülmesi ve mülteci anlaşması gibi somut işbirliği alanlarının korunmasını kolaylaştırabilir.