2026 Yale Environment 360 Film Yarışması'nda üçüncülük ödülünü kazanan "Land Less" belgeseli, Alaska'nın el değmemiş yağmur ormanlarından binlerce dönümlük araziyi beş yerli şirkete devredecek ve bölgeyi tomrukçuluğa açacak yasa tasarısına karşı mücadele eden aktivistlerin hikâyesini konu alıyor. Yönetmen Alexi Liotti, çevre aktivistlerinin bu tartışmalı yasa tasarısına karşı verdiği zorlu mücadeleyi kamera arkasına alıyor.
Tasarının Arka Planı ve Tartışmalar
Söz konusu yasa tasarısı, Alaska'nın güneydoğusundaki Tongass Ulusal Ormanı'nda bulunan binlerce dönümlük araziyi beş yerli şirkete (Alaska Yerli Şirketleri) devretmeyi öngörüyor. 1971 Alaska Yerli Talepleri Çözüm Yasası (ANCSA) kapsamında kurulan bu şirketler, bölgedeki yerli halkların ekonomik kalkınmasını sağlamak amacıyla oluşturulmuştu. Ancak yeni tasarı, bu arazilerin tomrukçuluğa açılmasının önünü açarak, dünyanın en büyük ılıman yağmur ormanlarından biri olan Tongass'ın ekolojik dengesini tehdit ediyor.
Aktivistler, tasarının yalnızca ormansızlaşmayı hızlandırmakla kalmayıp, aynı zamanda bölgede yaşayan yerli toplulukların geleneksel yaşam biçimlerini ve kültürel miraslarını da yok edeceğini savunuyor. Tongass, ayılar, kartallar ve somon balıkları gibi birçok türe ev sahipliği yapıyor ve bölgenin iklim düzenlemesinde kritik bir rol oynuyor. Ormanın korunması, yalnızca Alaska için değil, küresel iklim hedefleri açısından da büyük önem taşıyor.
Belgesel, yerli halkların ve çevre aktivistlerinin bu tasarıya karşı nasıl örgütlendiğini, hukuki ve siyasi mücadelelerini gözler önüne seriyor. Liotti, filmde hem yerli liderlerin hem de çevrecilerin sesine yer vererek, karar alma süreçlerinde kimin söz sahibi olması gerektiği sorusunu izleyiciye yöneltiyor. Tasarı, Alaska'da ekonomik kalkınma ile çevre koruma arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Tongass Ulusal Ormanı, ABD'nin en büyük ulusal ormanı olup, yaklaşık 16,7 milyon dönümlük bir alanı kaplıyor. Bu orman, yılda milyonlarca ton karbonu depolayarak iklim değişikliğiyle mücadelede hayati bir rol oynuyor. Bilim insanları, ormanın tahrip edilmesinin küresel ısınmayı hızlandıracağı ve biyoçeşitlilik kaybına yol açacağı uyarısında bulunuyor.
Öte yandan, yasa tasarısını destekleyenler, yerli şirketlere devredilecek arazilerin ekonomik kalkınma için kullanılmasının bölge halkına istihdam ve gelir sağlayacağını savunuyor. Ancak çevre örgütleri, tomrukçuluğun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını ve ekosisteme geri dönüşü olmayan zararlar vereceğini belirtiyor. Bu tartışma, dünya genelinde yerli hakları ile çevre koruma arasındaki dengeyi sorgulayan bir örnek teşkil ediyor.
Belgeselin gösterime girmesi, Alaska'daki bu mücadelenin uluslararası kamuoyuna taşınmasını sağladı. Yale Environment 360 Film Yarışması'nda ödül alması, iklim aktivizmi ve yerli hakları savunuculuğunun sinema aracılığıyla nasıl güçlü bir anlatıya dönüştüğünü gösteriyor. Film, çevresel adaletin yalnızca yerel bir mesele olmadığını, küresel bir sorumluluk olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Alaska'daki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel iklim politikaları ve yerli hakları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, son yıllarda yenilenebilir enerji ve orman koruma alanında adımlar atsa da, ekonomik kalkınma ile çevre arasındaki denge konusunda benzer tartışmalar yaşıyor. Özellikle orman yangınları ve madencilik faaliyetleri, Türkiye'de de doğal alanların geleceğini tehdit ediyor. Ayrıca, yerli halkların hakları konusunda uluslararası standartlara uyum, Türkiye'nin çevre diplomasisindeki konumunu güçlendirebilir. Bu tür gelişmeler, iklim krizinin sınır tanımadığını ve her ülkenin kendi doğal mirasını koruma sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor.