ABD'nin 1920'lerindeki yasa dışı alkol ticaretiyle ünlenen mafya lideri Al Capone, bugünün uluslararası sisteminde kendini evinde hissederdi. Gerçekten de küresel düzen, gücün ve çıkarın hukukun önüne geçtiği, büyük devletlerin kendi kurallarını dayattığı bir gangster çağına dönüşmüş durumda. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği, bu kaotik ortamda belki de en gerçekçi ve pragmatik adayını arıyor. 2026'da görev süresi sona erecek olan António Guterres'in yerine geçecek isim, sadece diplomatik nezaketle değil, aynı zamanda güç dengelerini iyi okuyan bir yaklaşımla hareket etmek zorunda.
Gelişmenin Arka Planı
Al Capone’un adı, organize suçun ve hukuk dışı gücün sembolü olarak tarihe geçti. Prohibition döneminde Chicago'da rakipsiz bir imparatorluk kuran Capone, devlet otoritesinin zayıflığından ve yolsuzluktan beslenerek hem yerel hem de ulusal düzeyde büyük bir güç elde etmişti. Bugünkü uluslararası ilişkilerde bu benzetme ne kadar uçuk görünse de, birçok analist küresel sistemin benzer bir "hukuk dışılık" eğilimiyle karşı karşıya olduğunu savunuyor. Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı, ABD'nin Çin'e yönelik teknoloji yaptırımları ve ticaret savaşları, BM Güvenlik Konseyi'nin etkisizliğiyle birleşince, güçlü devletlerin uluslararası hukuku kendi çıkarları doğrultusunda bükebildiği bir tablo ortaya çıkıyor.
BM, kurulduğu 1945 yılından bu yana birçok krizle karşılaştı, ancak hiçbiri Soğuk Savaş sonrası dönemin bu kadar karmaşık ve çok kutuplu hali olmamıştı. Guterres'in görev süresi boyunca salgın, iklim değişikliği ve büyük güç rekabeti gibi sınamalarla yüzleşen BM, reform taleplerini sık sık dile getirdi. Ancak Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisine sahip beş daimî üyenin (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere) çıkar çatışmaları, örgütün karar alma mekanizmalarını felç etti. Bu ortamda yeni genel sekreter, sadece diplomatik becerilere değil, aynı zamanda "gangsterlerle" masa başında pazarlık edebilecek bir uzlaşma kabiliyetine sahip olmalı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Küresel güneyin yükselişi, BRICS gibi yapıların genişlemesi ve ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, BM'yi çevreleyen jeopolitik zemini daha da kayganlaştırıyor. Rusya'nın BM'yi bir müzakere platformu olarak kullanmaktan çok, propaganda aracı olarak gördüğü bir dönemde, Genel Sekreter'in tarafsızlığı ve güvenilirliği sorgulanıyor. Batılı ülkeler, özellikle de Avrupa Birliği, BM'nin değerlerini ve hukukun üstünlüğünü savunacak bir adayı desteklerken; Rusya ve Çin, kendi etki alanlarını genişletebilecek, hatta BM reformunu kendi lehlerine çevirebilecek bir ismi tercih ediyor.
BM Genel Sekreterliği seçimleri, bölgesel krizlere doğrudan müdahale potansiyeli barındıran kritik bir süreç. Örneğin, Orta Doğu'da artan gerilimler ve Gazze'deki insani felaket, BM'in barışı koruma ve insani yardım misyonlarının ne kadar zayıf kaldığını gösteriyor. Birleşmiş Milletler'in kararları, etki alanı güçlü ülkelerin çıkarlarına göre şekilleniyor; bu da örgütün meşruiyetini her geçen gün daha fazla kaybetmesine neden oluyor. Bu bağlamda, yeni genel sekreterin, küresel topluma hitap eden ahlaki bir ses olmaktan öte, gerçek dünyada iş yapabilen bir aktör olması gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye'yi doğrudan hedef almasa da, küresel istikrarsızlık ve BM'nin etkisizliği, Ankara'nın dış politikasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Suriye ve Libya gibi krizlerde BM kararlarının yetersiz kaldığına bizzat tanık oldu. Birleşmiş Milletler'in reform ihtiyacı, Türkiye'nin sıkça dile getirdiği "dünya beşten büyüktür" söylemiyle örtüşüyor. Yeni genel sekreterin, küresel yönetişimde daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsemesi halinde Türkiye'nin bölgesel aktör olarak eli güçlenebilir. Ancak büyük güçler arasındaki rekabet, Türkiye'nin Batı ve Doğu arasında denge kurma çabalarını da zorlaştırıyor. Ankara, BM'deki gelecek süreçleri yakından takip ederek, kendi ulusal çıkarlarını koruyacak esnek adımlar atmak zorunda.