Eski ABD Temsilciler Meclisi üyesi Jamaal Bowman, İsrail yanlısı lobi grubu AIPAC'ın kendisini koltuğundan etmek için milyonlarca dolar harcamasına rağmen neden başarısız olduğunu ve bu mücadelenin Filistin dayanışması hareketi için bir dönüm noktası olduğunu anlattı. Bowman, Orta Doğu Gözlemevi'ne (Middle East Eye) verdiği röportajda, AIPAC'ın kendisine karşı yürüttüğü kampanyanın aslında Amerikan siyasetinde derin bir değişimin habercisi olduğunu savundu. Kongre'deki ilerici kanadın önde gelen isimlerinden olan Bowman, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını eleştiren nadir seslerden biriydi. Bu tutumu, AIPAC'ın hedefi haline gelmesine yol açtı.
Gelişmenin arka planı
Jamaal Bowman, New York'un 16. seçim bölgesini temsil eden Demokrat bir Kongre üyesiydi. 2020'deki seçimlerde, sosyalist eğilimleriyle bilinen Bowman, partinin yerleşik düzenini şaşırtıcı bir şekilde yenerek Kongre'ye girmişti. Ancak 2024 ön seçimlerinde, AIPAC'ın ve onun siyasi eylem komitesi (PAC) United Democracy Project'in kendisine karşı yürüttüğü rekor düzeydeki kampanya nedeniyle koltuğunu kaybetti. Bowman, bu süreçte yaklaşık 20 milyon doların kendisini yenmek için harcandığını belirtiyor. Bu miktar, bir Kongre ön seçiminde harcanan en yüksek meblağlardan biri olarak kayıtlara geçti.
Bowman, AIPAC'ın kendisini hedef almasının nedenini açıkça dile getiriyor: İsrail hükümetinin politikalarını desteklemeyi reddetmesi ve Gazze'deki insani krize dikkat çekmesi. Ona göre, AIPAC'ın amacı, İsrail'i eleştiren herkesi Kongre'den uzaklaştırarak caydırıcı bir mesaj vermekti. Ancak Bowman, bu stratejinin artık işlemediğini savunuyor. "Onlar milyonlar harcadılar, ama aslında bize büyük bir iyilik yaptılar. Çünkü bu, Amerikan halkına AIPAC'ın gerçek yüzünü gösterdi" diyor.
Bowman, AIPAC'ın harcamalarının sadece kendi seçimini değil, aynı zamanda ilerici hareketin genelini hedef aldığını belirtiyor. Ona göre, bu kampanyalar, İsrail'i eleştiren seslerin sindirilmesi için bir araç olarak kullanılıyor. Ancak bu baskı, beklenenin aksine, Filistin yanlısı hareketin daha da güçlenmesine yol açtı. "Her saldırı, bizi daha da birleştirdi" diyen Bowman, bu mücadelenin sadece Kongre'de değil, sokaklarda da karşılık bulduğunu vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bowman'ın kaybı, ABD'de İsrail politikalarına yönelik artan eleştirilerin bir yansıması olarak görülüyor. Özellikle Gazze'deki savaşın ardından, Amerikan toplumunda İsrail'e yönelik desteğin azaldığına dair anketler bulunuyor. Genç seçmenler arasında Filistin'e destek giderek artıyor ve bu durum, Kongre üyeleri üzerinde baskı oluşturuyor. Bowman, bu değişimin artık geri döndürülemez olduğunu savunuyor.
Ayrıca, Bowman'ın kaybı, ilerici kanat ile ana akım Demokrat Parti arasındaki gerilimi de gözler önüne serdi. AIPAC'ın Demokratları hedef alması, parti içinde tartışmalara yol açtı. Bazı Demokratlar, AIPAC'ın muhafazakar Cumhuriyetçilerle işbirliği yaparak Demokrat adayları hedef almasını eleştiriyor. Bowman, bu durumun partinin birliğini tehdit ettiğini belirtiyor ve ilerici kanadın daha etkili bir şekilde örgütlenmesi gerektiğini söylüyor.
Bowman, AIPAC'ın kaybettiğini çünkü artık insanların gerçekleri gördüğünü söylüyor: "İnsanlar, İsrail'in işgal ve apartheid politikalarını görüyor. Artık kimse bu propagandalara inanmıyor." Ayrıca, AIPAC'ın mali gücünün, Amerikan demokrasisinin temel değerlerine tehdit oluşturduğunu ifade ediyor: "Bu kadar paranın seçimlere müdahale etmesi, demokrasinin ruhuna aykırı."
Türkiye Açısından Değerlendirme
AIPAC'ın Bowman'a karşı yürüttüğü kampanya, ABD'deki İsrail yanlısı lobinin gücünü ve sınırlarını göstermesi açısından önemli. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, bu gelişmeyi yakından izliyor. Bowman'ın kaybı, ABD Kongresi'nde İsrail eleştirisi yapmanın bedelini gösteriyor. Ancak Türkiye'nin de dahil olduğu bölgesel aktörler için asıl mesele, ABD'nin Orta Doğu politikalarının şekillenmesinde bu tür lobilerin etkisinin devam edip etmeyeceği. Bowman'ın savunduğu gibi, Filistin yanlısı hareketin güçlenmesi, ABD'nin bölge politikalarında dengeleri değiştirebilir. Türkiye, bu süreçte diplomatik girişimlerini sürdürürken, ABD'deki kamuoyu baskısının artmasını, Filistin meselesinde uluslararası farkındalığın artmasına katkı sağlayacak bir gelişme olarak görebilir.