Yeni tıbbi araçlar ve toplum temelli sağlık hizmetleri, HIV/AIDS'le mücadelede AIDS'siz bir neslin doğmasını mümkün kılabilecek düzeye ulaştı. Ancak uzmanlar, bu fırsat penceresinin hükümetlerin siyasi iradesi ve sürdürülebilir finansmanı olmadan kalıcı olamayacağı konusunda uyarıyor. Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) verilerine göre, 2023 yılında dünya genelinde 39 milyon kişi HIV ile yaşarken, 630 bin kişi AIDS'e bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Yeni enfeksiyonların sayısı ise 1,3 milyon olarak kaydedildi. Bu rakamlar, 2000'li yılların başına kıyasla belirgin bir düşüşe işaret etse de, hedeflenen 2030 yılına kadar AIDS'i bir halk sağlığı tehdidi olarak sona erdirme hedefinden hâlâ uzak olunduğunu gösteriyor.
Arka Plan: Yeni Araçlar ve Toplumsal Liderlik
HIV/AIDS'le mücadelede son yıllardaki en önemli gelişmelerden biri, uzun etkili antiretroviral ilaçların (örneğin enjeksiyon yoluyla ayda bir kez uygulanan kabotegravir) kullanıma girmesi oldu. Bu ilaçlar, özellikle yüksek risk altındaki gruplarda yeni enfeksiyonları önlemede yüzde 99'a varan etkinlik gösteriyor. Ayrıca, HIV pozitif bireylerin viral yükünü baskılayarak bulaşıcılığı ortadan kaldıran tedavi yöntemleri, “tedavi = önleme” yaklaşımını güçlendiriyor. Toplum temelli kuruluşlar, özellikle damgalama ve ayrımcılıkla mücadelede kilit rol oynuyor; marjinal gruplara (eşcinsel erkekler, seks işçileri, uyuşturucu kullanıcıları) erişimde devlet kurumlarından daha başarılı oluyorlar.
Ancak bu ilerlemelere rağmen, küresel HIV yanıtı ciddi finansman açıklarıyla karşı karşıya. UNAIDS'in 2023 raporuna göre, 2025 yılına kadar yıllık 29,3 milyar dolarlık bir kaynak ihtiyacı bulunuyor; ancak 2022'de sadece 20,8 milyar dolar toplanabildi. Bu açığın kapatılmaması halinde, özellikle Sahra Altı Afrika'da enfeksiyon oranlarının yeniden yükselmesinden endişe ediliyor. Ayrıca, ABD'nin PEPFAR programı (2003'te başlatılan ve 25 milyondan fazla hayat kurtaran AIDS yardımı) gibi kritik girişimler, siyasi tartışmalar nedeniyle yenileme riskiyle karşı karşıya.
Bölgesel ve Küresel Boyut
HIV/AIDS krizinin en ağır yükünü taşıyan bölge, dünya genelindeki enfeksiyonların yüzde 67'sine ev sahipliği yapan Sahra Altı Afrika'dır. Burada genç kadınlar ve kız çocukları, yeni enfeksiyonların yüzde 44'ünü oluşturarak orantısız bir şekilde etkileniyor. Doğu Avrupa ve Orta Asya'da ise durum tam tersi: Uyuşturucu enjeksiyonu ve damgalanma nedeniyle enfeksiyon oranları hızla artıyor. Rusya ve Ukrayna gibi ülkelerde, HIV pozitif bireylerin tedaviye erişimi savaş ve siyasi baskılar nedeniyle giderek zorlaşıyor. Latin Amerika ve Karayipler'de de benzer sorunlar yaşanırken, Asya-Pasifik bölgesinde yeni enfeksiyonların yüzde 30'u Hindistan, Endonezya ve Filipinler'de yoğunlaşıyor. Küresel düzeyde, HIV/AIDS'in sona erdirilmesi için sadece tıbbi müdahaleler değil, aynı zamanda hukuki reformlar (örneğin eşcinselliği suç sayan yasaların kaldırılması), damgalama karşıtı politikalar ve sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi gerekiyor. UNAIDS İcra Direktörü Winnie Byanyima, “AIDS'siz bir nesil görme şansımız var, ancak bu şansı kaybetme riskimiz de var. Liderlerin kararlılığına ihtiyacımız var” diyerek çağrısını yineliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
HIV/AIDS, Türkiye'de düşük prevalanslı bir salgın olarak görülse de, son yıllarda yeni tanı sayısında artış yaşanıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2023'te 15 binin üzerinde HIV pozitif birey kayıtlı. Türkiye, uluslararası fonlara (Küresel Fon, PEPFAR) doğrudan bağımlı olmasa da, küresel HIV yanıtının zayıflaması, özellikle göçmenler ve sığınmacılar arasında enfeksiyonların kontrolsüz yayılmasına yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı Suriyeli mülteciler, sınırlı sağlık hizmetleri nedeniyle risk altında. Türkiye'nin, HIV/AIDS konusunda bölgesel bir liderlik üstlenmesi, özellikle Orta Doğu ve Kafkasya'da farkındalık ve önleme programlarını desteklemesi, hem insani hem de güvenlik açısından stratejik bir öneme sahiptir. Ancak mevcut durumda, Türkiye'nin ulusal HIV programının sürdürülebilirliği için yeterli bütçe ayrılmadığı ve damgalama sorununun devam ettiği eleştirileri bulunuyor.