Tayland'ın yapay zeka (AI) ve yarı iletken ihracatı son yıllarda kayda değer bir artış gösterdi. Ancak bu büyüme, beklenen ticaret fazlasını getirmedi; aksine ülkenin dış ticaret açığı hızla büyüdü. Bangkok'un teknoloji odaklı kalkınma stratejisi, küresel tedarik zincirindeki konumunu güçlendirirken, ithal girdi bağımlılığı nedeniyle ticaret dengesine olumlu yansımadı. Bu paradoks, gelişmekte olan ekonomilerin yüksek teknoloji ihracatı stratejilerinin düşünüldüğü kadar avantajlı olmayabileceğini gösteriyor.
Teknoloji İhracatı Artıyor, Açık da Büyüyor
Tayland, Asya-Pasifik bölgesinde önemli bir üretim merkezi haline geldi. Özellikle sabit disk sürücüleri, elektronik devreler ve yarı iletkenler gibi ileri teknoloji ürünlerinde ihracat patlaması yaşanıyor. Dünya Bankası verilerine göre, Tayland'ın yüksek teknoloji ihracatı 2020'den bu yana yüzde 40 arttı. Ancak bu başarı hikayesinin gölgesinde kalan kritik bir gerçek var: Aynı dönemde ülkenin dış ticaret açığı neredeyse iki katına çıktı. Bunun temel nedeni, bu ileri teknoloji ürünlerinin üretiminde kullanılan ara malların büyük ölçüde yurt dışından ithal edilmesi. Üretim sürecinin katma değeri yüksek aşamaları (tasarım, yazılım, markalama) genellikle gelişmiş ülkelerde kalırken, Tayland montaj ve test gibi daha düşük katma değerli işleri üstleniyor. Sonuç olarak, ihracat gelirleri artsa da, ithalat faturası daha hızlı yükseliyor.
Örneğin, bir sunucu bilgisayarının üretiminde kullanılan işlemci ve bellek çipleri Tayland'daki fabrikalarda monte edilse de, bu çiplerin tasarımı ve ana bileşenleri ABD, Japonya veya Güney Kore'den geliyor. Tayland'a gelen bu ara mallar ithalat kalemini şişirirken, nihai ürünün ihracatından elde edilen gelir, ithalatı karşılamaya yetmiyor. Tayland Merkez Bankası'nın raporlarına göre, elektronik sektörünün ithal girdi oranı yüzde 70'in üzerinde. Bu oran, Tayland'ın yüksek teknoloji ticaretinde sadece bir montaj üssü olduğunu ve katma değerin büyük kısmının yurt dışına aktığını ortaya koyuyor.
Küresel Tedarik Zincirindeki Yer ve Gelecek Senaryoları
Tayland'ın durumu, gelişmekte olan birçok ülkenin karşılaştığı bir ikilemi yansıtıyor. Küresel tedarik zincirinde yukarı yönlü hareket etmek isteyen ülkeler, genellikle ithal bağımlılığı yüksek bir geçiş döneminden geçiyor. Ancak Tayland'ın bu dönüşümü tamamlaması, Ar-Ge altyapısı, nitelikli işgücü ve fikri mülkiyet hakları gibi alanlarda yapısal reformlar gerektiriyor. Sadece montaj ve test aşamalarında kalmak, sürdürülebilir bir ticaret dengesi sağlamıyor. Asya Kalkınma Bankası uzmanları, Tayland'ın tedarik zincirinde daha yüksek katma değerli bir konuma geçmesi için teknoloji transferi teşvikleri, yerli tedarikçilerin geliştirilmesi ve inovasyon ekosisteminin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel perspektiften bakıldığında, Tayland'ın bu durumu, ABD-Çin teknoloji savaşlarından en çok etkilenen ülkelerden biri olmasından kaynaklanıyor. Washington, çip teknolojisine yönelik kısıtlamaları artırırken, birçok yarı iletken üreticisi Tedarik Zinciri çeşitlendirmesi kapsamında Tayland gibi alternatif üretim merkezlerine yatırım yapıyor. Ancak bu yatırımlar genellikle montaj ve test tesisleriyle sınırlı kalıyor; ileri üretim ve tasarım aşamaları ABD ve müttefiklerinde kalmaya devam ediyor. Bu da Tayland'ı düşük katma değerli bir durak noktasına indirgiyor. Eğer Bangkok, yerli teknoloji şirketlerini destekleyerek bu kısır döngüyü kıramazsa, yabancı sermaye girişi ihracatı artırsa da ticaret açığı kalıcı hale gelebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tayland'ın yapay zeka ve yarı iletken ihracatındaki paradoksu, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye de benzer bir yüksek teknoloji üretim hamlesi içinde ve savunma sanayii, otomotiv ve elektronik gibi sektörlerde montaj ve üretim ağırlıklı bir modele sahip. Tayland örneği, sadece ihracat hacmine odaklanmanın yeterli olmadığını; katma değer zincirinde yukarı çıkmak, yerli tasarım ve Ar-Ge kapasitesini artırmak gerektiğini gösteriyor. Ticaret Bakanlığı ve TÜBİTAK'ın bu alandaki teşviklerinin, ithal ara mal bağımlılığını azaltmaya ve teknoloji transferini derinleştirmeye odaklanması kritik önem taşıyor. Ayrıca küresel tedarik zincirindeki yeniden yapılanma, Türkiye için bir fırsat penceresi sunuyor; ancak bu pencereden girebilmek için yapısal reformlar ve yüksek katma değerli üretime yönelik stratejik adımlar şart.