Steve Tsang ve Olivia Cheung'un kaleme aldığı "China’s Global Strategy Under Xi Jinping — the plan to shift power from the west" başlıklı kitap, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in düşünce yapısını ve Pekin'in Batı'dan güç kaydırma planını ele alıyor. Kitap, Xi'nin vizyonunu anlamak isteyenler için kapsamlı bir rehber sunarken, sıradan okuyucular için akıcı bir üsluptan uzak olmakla eleştiriliyor. Çin'in küresel ekonomik ve siyasi dengeleri değiştirme potansiyeli, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için de önemli sonuçlar doğuruyor.
Xi Jinping'in Düşünce Yapısı ve Stratejik Hedefler
Kitap, Xi Jinping'in Çin'in uzun vadeli hedeflerini nasıl şekillendirdiğini detaylandırıyor. Xi'nin "Çin Rüyası" olarak adlandırdığı vizyon, 2049'da Çin'in küresel bir süper güç olmasını öngörüyor. Bu hedefe ulaşmak için Pekin, ekonomik kalkınma, teknolojik bağımsızlık ve askeri modernizasyon alanlarında agresif adımlar atıyor. Kuşak ve Yol Girişimi, Asya Altyapı Yatırım Bankası ve dijital İpek Yolu gibi projeler, Çin'in Batı'nın etkisini azaltma ve kendi etki alanını genişletme çabalarının somut örnekleri.
Tsang ve Cheung, Xi'nin Batı'yı bir rakip olarak gördüğünü ve liberal uluslararası düzenin yerine alternatif bir model inşa etmeyi amaçladığını belirtiyor. Bu model, otoriter kapitalizm ve devlet kontrollü ekonomiye dayanıyor. Çin, gelişmekte olan ülkelere altyapı yatırımları ve krediler sunarak bu ülkeleri kendi yörüngesine çekmeye çalışıyor. Ancak bu strateji, borç tuzağı diplomasisi eleştirilerini de beraberinde getiriyor.
Kitap ayrıca, Xi'nin iç politikada da gücü merkezileştirdiğini ve muhalefeti susturduğunu vurguluyor. Bu durum, Çin'in dış politikasında daha öngörülemez ve iddialı bir tutum izlemesine yol açabilir. Özellikle Tayvan, Güney Çin Denizi ve Hong Kong gibi konularda Pekin'in sertleşen tavrı, bölgesel istikrarı tehdit ediyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Çin'in Batı'dan güç kaydırma stratejisi, küresel ekonomik dengeleri derinden etkiliyor. ABD ile ticaret savaşı, teknoloji yarışı ve jeopolitik rekabet, dünyayı yeni bir soğuk savaş benzeri kutuplaşmaya sürüklüyor. Avrupa Birliği, Çin'i hem ekonomik ortak hem de sistemik rakip olarak tanımlarken, üye ülkeler arasında Çin politikasında görüş ayrılıkları bulunuyor. Almanya ve Fransa gibi ülkeler, Çin ile ekonomik ilişkileri sürdürmek isterken, insan hakları ve güvenlik kaygılarını da dile getiriyor.
Asya-Pasifik bölgesinde ise Çin'in yükselişi, Japonya, Hindistan, Avustralya ve Güneydoğu Asya ülkelerini savunma ve ekonomi alanında yeni arayışlara itiyor. QUAD (ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya) ve AUKUS (ABD, İngiltere, Avustralya) gibi oluşumlar, Çin'e karşı bir denge unsuru olarak ortaya çıkıyor. Ancak bölge ülkeleri, Çin ile ekonomik bağımlılıklarını da göz önünde bulundurarak dikkatli bir denge politikası izliyor.
Afrika ve Latin Amerika'da Çin, artan yatırımları ve altyapı projeleriyle etkisini genişletiyor. Birçok ülke, Çin'in sunduğu finansmanı Batı'nın koşullu yardımlarına tercih ediyor. Bu durum, Batı'nın bu bölgelerdeki nüfuzunu zayıflatıyor. Ancak Çin'in borçlandırma politikaları, bazı ülkelerde ekonomik bağımlılık ve egemenlik kaybı endişelerine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Batı'dan güç kaydırma stratejisi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, Kuşak ve Yol Girişimi'nin orta koridorunda yer alarak ekonomik işbirliğinden fayda sağlayabilir. Ancak Çin'e olan borçluluk ve teknoloji bağımlılığı, uzun vadede stratejik özerkliği tehdit edebilir. NATO üyesi olarak Türkiye, Batı ile Çin arasındaki rekabette denge gözetmeli. Ayrıca, Doğu Akdeniz ve Orta Asya'daki Çin etkisi, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Ankara, Çin ile ilişkilerini geliştirirken, insan hakları ve Uygur Türkleri konusundaki hassasiyetini de korumalı.