Taliban'ın Ağustos 2021'de Kabil'i ele geçirmesi, Afganistan'da hukukun üstünlüğünün çöküşünün başlangıcı değil, uzun süredir devam eden bir çöküşün görünür hale geldiği an oldu. Ülkedeki yargı sistemi, yolsuzluk, siyasi müdahale ve güvenlik sorunları nedeniyle yıllardır işlevsiz bir durumdaydı. Taliban'ın zaferi, bu çöküşün sonucuydu; sebebi değil. Bugün haklı olarak endişelenmek, geçmişi çarpıtmak için bir bahane olmamalı.
Yargı Sisteminin Kırılganlığı
Afganistan'da hukukun üstünlüğü, 2001 yılında ABD öncülüğündeki koalisyonun Taliban'ı devirmesinden sonra kurulan yeni devletin en önemli hedeflerinden biriydi. Ancak bu hedef, ülkenin gerçekleriyle örtüşmedi. Yargı bağımsızlığı anayasal olarak güvence altına alınmıştı; fakat uygulamada hükümet yetkilileri, yerel güç sahipleri ve silahlı gruplar mahkemeler üzerinde baskı kuruyordu. Yolsuzluk, yargı kararlarının satın alınabilmesine yol açıyor; adalet, güçlüler lehine işliyordu. Birleşmiş Milletler'in raporlarına göre, 2010'lu yıllar boyunca yargı sistemindeki yolsuzluk, halkın adalete olan güvenini tamamen sarsmıştı.
Özellikle kırsal bölgelerde, resmi mahkemeler yerine geleneksel şura ve cergalar daha etkiliydi. Bu yapılar, bazı durumlarda hızlı ve toplumsal kabul gören çözümler sunuyordu; ancak kadın hakları, azınlık hakları ve uluslararası hukuk standartları açısından ciddi ihlallere de sahne oluyordu. Devletin yargı sistemi ise bu geleneksel yapılarla rekabet edemiyor, çoğu zaman onlarla çatışıyordu. Bu durum, hukukun üstünlüğünün sağlanmasını daha da zorlaştırıyordu.
Çöküşün Derin Kökleri
Afganistan'da hukukun üstünlüğünün zayıflığı, sadece kurumsal eksikliklerden kaynaklanmıyordu. Ülke, onlarca yıldır süren çatışmalar, dış müdahaleler ve toplumsal bölünmeler nedeniyle derin bir travma yaşıyordu. Sovyet işgali, iç savaş ve Taliban'ın ilk dönemi, halkın devlete ve hukuka olan güvenini temelinden sarsmıştı. 2001 sonrası dönemde kurulan devlet, bu güveni tesis etmeyi başaramadı; aksine, yolsuzluk ve kayırmacılıkla anılan bir yönetim anlayışı, halkın adalet arayışını daha da derinleştirdi.
Uluslararası toplumun Afganistan'a yaptığı milyarlarca dolarlık yardım, bu yapısal sorunları çözemedi. Yardımların önemli bir kısmı, ülkenin kalkınmasına katkı sağlamak yerine, yolsuzluk ve çatışma ekonomisinin beslenmesine yol açtı. Bu durum, hukukun üstünlüğünün tesisi için harcanan çabaların da etkisini azalttı. Örneğin, yargıç eğitimleri ve mahkeme binaları inşa edildi; ancak bu kurumlar, güçlü aktörlerin müdahalesi karşısında etkisiz kalıyordu.
Taliban'ın Zaferi ve Bugünün Durumu
Taliban'ın 2021'de yeniden iktidara gelmesi, hukukun üstünlüğü açısından bir yeniden başlangıç değil, aksine geçmişteki uygulamaların daha da katılaşması anlamına geldi. Taliban yönetimi, şeriat hukukunu kendi yorumuyla uyguluyor; kadınların çalışma ve eğitim hakları kısıtlanıyor, medya ve sivil toplum baskı altında tutuluyor. Bu durum, uluslararası toplumun Taliban'ı tanıma konusundaki tereddütlerini artırıyor. Ancak bu tablo, geçmişteki hukuk sisteminin de ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
Bugün Afganistan'da hukukun üstünlüğünden bahsetmek, yalnızca Taliban'ın baskıcı politikalarını değil, aynı zamanda ülkenin onlarca yıldır süren istikrarsızlığını da göz önünde bulundurmayı gerektiriyor. Afgan halkı için adalet, çoğu zaman ulaşılması güç bir ideal olarak kalmıştır. Bu durum, dışarıdan dayatılan modellerin, yerel dinamikler göz ardı edildiğinde ne kadar başarısız olabileceğini gösteren önemli bir örnektir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Afganistan'daki hukuk sisteminin çöküşü, Türkiye'nin bölgedeki istikrar arayışını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Afganistan'da barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik çabalarda aktif rol oynamış, tarihsel bağlarını ve kalkınma yardımlarını bu yönde kullanmıştır. Ancak Taliban yönetiminin tanınması konusundaki uluslararası belirsizlik, Türk dış politikasında denge arayışını gerektiriyor. Türkiye, insani yardımlarını sürdürürken, toplumsal istikrarın sağlanması için Taliban ile ilişkilerini sınırlı da olsa devam ettiriyor. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve göç akışlarını yönetme politikalarını yakından ilgilendiriyor. Afganistan'da hukukun üstünlüğünün yeniden tesisi, bölgesel güvenliğin yanı sıra sığınmacı krizinin de önlenmesi açısından kritik önem taşıyor.