Afganistan'da hukukun üstünlüğünün çöküşü, Taliban'ın Ağustos 2021'de Kabil'i ele geçirmesiyle başlamadı; bu çöküş, on yıllardır süren siyasi istikrarsızlık, yolsuzluk ve uluslararası toplumun hatalı stratejilerinin bir sonucu olarak çok daha önce gerçekleşti. Bugünkü duruma ilişkin endişeler haklı olsa da, geçmişi çarpıtmak, Afganistan'ın karşı karşıya olduğu derin sorunları anlamayı engelliyor. Bu analiz, hukukun üstünlüğünün tarihsel olarak nasıl zayıfladığını ve bu sürecin Taliban'ın yükselişine nasıl zemin hazırladığını ortaya koyuyor.
Hukukun Üstünlüğünün Tarihsel Çöküşü
Afganistan'da merkezi bir hukuk sisteminin kurulması, ülkenin kabile yapısı ve geleneksel hukuk anlayışıyla her zaman çatışma halinde olmuştur. 20. yüzyılın başlarında Kral Emanullah Han'ın modernleşme çabaları, dini ve aşiret liderlerinin direnişiyle karşılaşmış ve bu girişimler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1970'lerdeki Sovyet işgali, ülkeyi tam anlamıyla bir iç savaşa sürüklerken, hukuk sistemi de bu kaos ortamında işlevsiz hale gelmiştir. 1990'lardaki iç savaş sırasında, farklı silahlı gruplar kendi bölgelerinde keyfi kurallar uygulamış, merkezi otorite tamamen ortadan kalkmıştır. Taliban'ın 1996'da iktidara gelmesiyle birlikte, şeriat kurallarına dayalı bir hukuk anlayışı benimsenmiş ancak bu da uluslararası toplum tarafından tanınmamış ve ülke izole edilmiştir.
2001 yılında ABD öncülüğündeki koalisyonun Taliban'ı devirmesinin ardından, uluslararası toplum Afganistan'da demokratik bir hukuk devleti inşa etmek için büyük bir çaba harcadı. Ancak bu çabalar, ülkenin gerçekleriyle yeterince uyumlu olmadı. Yeni anayasa ve yasal düzenlemeler, Batılı normlara dayanıyordu ancak Afgan toplumunun geleneksel yapılarıyla bağdaşmıyordu. Yargı sistemi, yaygın yolsuzluk ve siyasi müdahaleler nedeniyle güvenilirliğini yitirdi. Adalet Bakanlığı ve mahkemeler, rüşvet ve kayırmacılıkla anılır hale geldi; bu da halkın devlete olan güvenini derinden sarstı. Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA) raporları, yargı sistemindeki yolsuzluğun toplumun her kesimini etkilediğini ve hukukun üstünlüğünün tesis edilemediğini defalarca vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Afganistan'daki hukuk devletinin çöküşü, sadece iç dinamiklerle sınırlı kalmadı; bölgesel güçlerin müdahalesi ve küresel terörle mücadele stratejileri de bu süreci derinleştirdi. Pakistan'ın Taliban'a verdiği destek, Afgan hükümetinin otoritesini zayıflattı ve sınır bölgelerinde hukuk dışı uygulamaların yaygınlaşmasına neden oldu. İran'ın da zaman zaman farklı grupları desteklemesi, ülkedeki istikrarsızlığı artıran bir diğer faktör oldu. Küresel olarak, ABD'nin terörle mücadele odaklı politikaları, devlet inşası ve hukukun üstünlüğü gibi uzun vadeli hedeflerin önüne geçti. ABD'nin 2020'de Taliban ile imzaladığı Doha Anlaşması, Afgan hükümetini devre dışı bırakarak siyasi süreci baltaladı ve Taliban'ın yeniden iktidara gelmesinin önünü açtı. Bu süreç, hukukun üstünlüğünün uluslararası toplumun çıkarları doğrultusunda nasıl feda edilebileceğinin bir örneği olarak tarihe geçti.
Taliban'ın 2021'de yeniden iktidara gelmesiyle birlikte, hukuk sistemi yeniden şeriat kurallarına göre şekillendirildi; ancak bu kez de uluslararası toplumun tepkisi ve ülkenin izolasyonu, hukukun üstünlüğü kavramının daha da zayıflamasına yol açtı. Kadın hakları, ifade özgürlüğü ve adil yargılanma gibi temel ilkeler büyük ölçüde rafa kaldırıldı. Afganistan'ın bugünkü durumu, geçmişte yapılan hataların ve göz ardı edilen uyarıların doğrudan bir sonucudur. Uluslararası toplum, Afganistan'da hukukun üstünlüğünü tesis etmek için gösterdiği çabaların neden başarısız olduğunu sorgulamalı ve gelecekte benzer durumlarda daha etkili stratejiler geliştirmelidir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afganistan'da istikrarın sağlanması açısından kilit bir ülke konumundadır. Tarihsel ve kültürel bağları nedeniyle bölgede etkin bir aktör olan Türkiye, Taliban yönetimiyle diyalog kurarak daha ılımlı bir yönetim anlayışının benimsenmesini teşvik etmeye çalışmaktadır. Ancak Afganistan'da hukukun üstünlüğünün çöküşü, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırmaktadır; zira ülke, Afganistan'dan gelebilecek terörizm ve düzensiz göç riskiyle karşı karşıyadır. Türkiye'nin Kabil Havalimanı'nın işletilmesi gibi alanlarda üstlendiği roller, hem insani yardım hem de istikrarın sağlanması açısından önemlidir. Bu bağlamda Türkiye, uluslararası toplumun Afganistan'a yönelik politikalarında daha yapıcı bir rol oynamalı ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi için somut adımlar atılmasını desteklemelidir.