Almanya'nın aşırı sağcı popülist partisi Almanya için Alternatif (AfD), pazar günü yapılacak Saksonya eyalet seçimlerinde ilk kez birinci parti olmayı hedefliyor. Göçmen ve sığınmacı karşıtı söylemleriyle bilinen parti, son anketlerde Hristiyan Demokrat Birlik'i (CDU) geride bırakarak yüzde 30'un üzerinde oy oranına ulaşmış durumda. Bu sonuç, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya'da aşırı sağın eyalet düzeyinde elde edebileceği ilk zafer olarak değerlendiriliyor.
AfD'nin yükselişinin arka planı
AfD, 2013 yılında avro karşıtı bir hareket olarak kurulmuş, ancak 2015'teki göç kriziyle birlikte göçmen karşıtı bir çizgiye kaymıştı. Özellikle eski Doğu Almanya topraklarında, ekonomik durgunluk, göçmen karşıtlığı ve ana akım partilere duyulan güvensizlikten besleniyor. Saksonya, AfD'nin en güçlü olduğu eyaletlerden biri. Parti, 2019'daki son seçimlerde yüzde 27,5 oy almıştı; şimdi bu oranı aşması bekleniyor.
AfD'nin yükselişinde, federal hükümetin enerji politikaları, Ukrayna savaşına yönelik tutumu ve göçmenlik konusundaki yetersizlik iddiaları etkili oldu. Parti, sığınma haklarını ciddi şekilde kısıtlayacağını ve sınır dışı uygulamalarını hızlandıracağını vaat ediyor. Ayrıca, Rusya'ya yönelik yaptırımlara karşı çıkarak ve Ukrayna'ya silah yardımını eleştirerek Moskova'ya sempati duyan seçmen kitlesini mobilize ediyor.
Ancak AfD'nin eyalet hükümetini kurması pek olası görünmüyor; zira diğer partiler AfD ile koalisyon yapmayı reddediyor. Yine de eyalet parlamentosunda en büyük grup olması, Almanya siyasetinde bir deprem etkisi yaratacak. Bu durum, aşırı sağın meşrulaşması ve ana akım partilerin daha da sertleşmesi sonucunu doğurabilir.
Almanya ve Avrupa için ne anlama geliyor?
Saksonya seçimi, sadece Almanya için değil, tüm Avrupa için bir test niteliğinde. AfD'nin başarısı, Fransa'daki Ulusal Birlik (RN), İtalya'daki Kardeşler (FdI) ve Hollanda'daki Özgürlük Partisi (PVV) gibi aşırı sağ partilerin yükselişini pekiştirebilir. Avrupa Birliği'nin göç politikası, iklim hedefleri ve Rusya'ya karşı yaptırımlar konusunda daha fazla iç baskıyla karşılaşması muhtemel.
Özellikle Almanya'nın Doğu eyaletlerinde AfD'nin güçlenmesi, ülkenin siyasi haritasını değiştiriyor. 2024'te Thüringen ve Saksonya'da yapılacak seçimler, federal düzeyde de yankı uyandıracak. Başbakan Olaf Scholz'un koalisyon hükümeti, bu seçimlerde ağır bir yenilgi alırsa, erken seçim tartışmaları yeniden alevlenebilir.
AfD'nin yükselişi, aynı zamanda Almanya'nın demokratik kurumlarına duyulan güvenin azalmasının bir göstergesi. Parti, sistematik olarak ana akım medyayı ve siyasi elitleri hedef alarak kutuplaşmayı derinleştiriyor. Bu durum, Almanya'nın uzun süredir istikrarlı olan siyasi yapısını sarsıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AfD'nin Saksonya'daki olası zaferi, Türkiye açısından doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, Almanya'daki Türk toplumu ve iki ülke ilişkileri için endişe verici bir gelişme. AfD, açıkça İslam karşıtı ve göçmen karşıtı bir parti; Türkiye kökenli göçmenlere yönelik ayrımcı politikaları savunuyor. Ayrıca, Türkiye'nin AB üyelik sürecine karşı çıkıyor ve Erdoğan hükümetine mesafeli duruyor. Ancak, AfD'nin yükselişi Almanya'nın iç siyasetini istikrarsızlaştırarak, Türkiye ile yapılan anlaşmalar (mülteci mutabakatı gibi) ve ekonomik işbirliği konusunda belirsizlik yaratabilir. Türkiye, Almanya'daki siyasi dengeleri yakından takip etmeli ve Türk toplumunun haklarını korumak için diplomatik girişimlerde bulunmalı.