Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisini iktidardan uzak tutmak amacıyla kurulan ve ana akım partiler arasında uygulanan ‘ateş duvarı’ (Brandmauer) politikası, beklenenin aksine bu partiyi zayıflatmadı; aksine güçlendirdi ve Alman siyasetinde derin bir krize yol açtı. Bu politika, 2018 yılında Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer tarafından ilan edilmiş ve Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) tarafından da benimsenmişti. Ancak Eylül 2026’da yapılacak federal seçimler öncesinde, bu duvarın çatlaklar verdiği ve ülkenin siyasi dengelerini alt üst ettiği görülüyor.
‘Ateş duvarı’nın kısa tarihi
CDU’nun 2018’deki parti kongresinde ilan edilen ‘ateş duvarı’, aşırı sağcı partilerle her türlü koalisyon veya iş birliğini reddeden bir ilkeye dayanıyordu. Bu politikayla, Nazi geçmişinden ders çıkaran Almanya’nın, demokratik partilerin aşırı sağa karşı birleşik duruş sergilemesi hedefleniyordu. Ancak bu katı duruş, AfD’nin hızla büyümesini engelleyemedi. 2017’de ilk kez Federal Meclis’e giren AfD, 2021 seçimlerinde oylarını artırarak %10.3’e ulaştı. 2023 itibarıyla yapılan anketlerde ise %20’nin üzerine çıkarak ülkenin en güçlü ikinci partisi konumuna yerleşti. Doğu Almanya eyaletlerinde ise %30’a varan oy oranlarıyla birinci parti durumunda.
‘Ateş duvarı’ politikasının temel sorunu, AfD’yi siyasi olarak dışlamanın, bu partiyi ‘mağdur’ konumuna sokması ve seçmenlerin gözünde ‘sistem karşıtı’ imajını güçlendirmesi oldu. Almanya’da yapılan araştırmalar, AfD seçmenlerinin önemli bir bölümünün, partiyi protesto oyu olarak değil, gerçek bir alternatif olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Ayrıca, ana akım partilerin AfD’yle iş birliğini tabu haline getirmesi, bu partinin taleplerinin hiçbir şekilde müzakere edilmemesine ve dolayısıyla seçmenlerin hayal kırıklığının daha da artmasına yol açtı.
2023’ten itibaren duvarın çöküşü
‘Ateş duvarı’nın ilk ciddi çatlağı, 2023 yılında Türingiya’da CDU’nun eyalet başkanı Mario Voigt’un, AfD’nin desteğiyle daraltılmış bir güven oylamasını kazanmak için bu partinin oylarına başvurmasıyla yaşandı. Bu olay, CDU içinde büyük tartışmalara yol açtı ve parti lideri Friedrich Merz’in ‘duvarın arkasından iş birliği yapılabilir’ şeklindeki açıklamaları, geleneksel çizgiyi iyice bulanıklaştırdı. Ocak 2024’te ise Federal Meclis’te göç politikalarına ilişkin bir yasa tasarısının, AfD’nin oylarıyla kabul edilmesi, ülkede büyük bir skandal olarak değerlendirildi. Bu gelişme, ana akım partilerin içinde bulunduğu açmazı gözler önüne serdi: Bir yanda aşırı sağa karşı duruş sergileme söylemi, diğer yanda hükümet kurma gibi pratik kaygılar nedeniyle bu duvarın delinmesi.
Öte yandan, SPD lideri Olaf Scholz’un başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin (SPD-Yeşiller-FDP) istikrarsızlığı, 2025’te erken seçim ihtimalini gündeme getirdi. Anketler, bu seçimde hiçbir partinin tek başına iktidara gelemeyeceğini, koalisyonların zorunlu olacağını gösteriyor. Bu durumda CDU’nun, AfD ile koalisyon kurma seçeneğini yeniden değerlendirmesi gündeme gelebilir. Merz, Ocak 2025’te yaptığı bir açıklamada, AfD’yle iş birliğini hâlâ reddettiğini ancak ‘hikâyenin sonunun yazılmadığını’ söyleyerek kapıyı tamamen kapatmadı.
Almanya siyasetinde yeni denklem
‘Ateş duvarı’nın çöküşü, Almanya’nın sadece iç siyasetini değil, Avrupa genelindeki güç dengelerini de etkileyecek nitelikte. Almanya, Avrupa Birliği’nin motoru olarak kabul ediliyor. Eğer Almanya’da aşırı sağ bir parti hükümete girerse, bu durum AB’nin temel değerleri olan hukukun üstünlüğü, insan hakları ve göç politikaları üzerinde doğrudan bir tehdit oluşturacak. Özellikle Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde popülist hükümetlerin güçlenmesi, Almanya’daki bu dönüşümle birleştiğinde, AB’nin karar alma mekanizmalarında ciddi bir tıkanma yaşanabilir.
Ekonomik açıdan bakıldığında, Almanya’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve göçmen politikaları gibi konularda AfD’nin etkisiyle daha milliyetçi bir çizgiye kayması, Türkiye dahil birçok ülkeyi doğrudan ilgilendiriyor. AfD’nin AB karşıtı söylemleri, özellikle Türkiye’nin AB üyelik sürecinde daha fazla engel anlamına gelebilir. Ayrıca, AfD’nin Rusya yanlısı tutumu, Almanya’nın NATO içinde güvenilirliğini sorgulatabilir ve Avrupa güvenlik mimarisini derinden etkileyebilir. Almanya’daki bu istikrarsızlık, avro bölgesinde de dalgalanmalara neden olabilir; piyasalar, siyasi belirsizliklere karşı duyarlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya’daki bu gelişme, Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Almanya, yaklaşık 3 milyon Türk kökenli nüfusuyla Avrupa’daki en büyük Türk diasporasına ev sahipliği yapıyor. AfD’nin İslam karşıtı ve göçmen düşmanı söylemleri, Türkiye kökenli vatandaşlara yönelik ayrımcılığı artırabilir. Ayrıca, Türkiye’nin AB üyelik süreci, AB’nin en güçlü ülkesi olan Almanya’nın tutumuna bağlı. Eğer AfD hükümete girerse, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin tamamen rafa kalkması ihtimali güçlenir. Öte yandan, Almanya’nın iç siyasi istikrarsızlığı, Türkiye ile ekonomik ilişkileri de olumsuz etkileyebilir; çünkü Almanya, Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarından biridir. Bu nedenle Ankara, Almanya’daki gelişmeleri yakından izlemeli ve yeni duruma uyum sağlayacak esnek politikalar geliştirmelidir.