Almanya için Alternatif (AfD) partisi, ülkenin doğusunda yer alan Thüringen eyaletinde düzenlenecek seçimlerde zafer kazanmaya çok yaklaştı. Anketler, partinin oyların yaklaşık yüzde 30’unu alarak birinci sıraya yerleşeceğini gösteriyor. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana Almanya’da aşırı sağcı bir partinin ilk kez bir eyalet yönetiminin başına geçmesi anlamına geliyor. Partinin yükselişi, ülkenin siyasi kurumları ve diğer partilerin oluşturduğu ‘ateş duvarı’ (Brandmauer) olarak adlandırılan ittifakın ne kadar sürdürülebilir olduğunu sorgulatıyor. Almanya’da ana akım partiler, AfD ile herhangi bir koalisyon kurmayı veya onu desteklemeyi reddediyor. Ancak bu kural, özellikle doğu eyaletlerinde halkın desteğini alan AfD’nin yönetime gelmesi halinde nasıl işleyeceği merak konusu.
Thüringen’de siyasi dengeler değişiyor
Thüringen, AfD’nin en güçlü olduğu eyaletlerden biri. Partinin eyalet teşkilatı, Almanya Anayasa Mahkemesi tarafından aşırı sağcı olarak sınıflandırılmış durumda. Buna rağmen AfD, özellikle işsizlik, göç ve kimlik politikaları gibi konularda seçmenlerin tepkisini çekmeyi başarıyor. Son haftalarda yapılan anketler, AfD’nin oy oranını artırmaya devam ettiğini gösteriyor. Thüringen’deki seçimler, Eylül 2024’te yapılacak. Eğer AfD birinci parti olarak çıkarsa, eyaletin başbakanını (Ministerpräsident) belirleme hakkı elde edecek. Ancak diğer partiler, AfD adayını başbakan seçmemek için ortak hareket edebilir. Bu, eyalette uzun süreli bir siyasi krize yol açabilir. Ayrıca AfD’nin yönetime gelmesi, Almanya genelinde göç politikalarından AB ile ilişkilere kadar birçok alanda değişikliklere neden olabilir. Parti, Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılması ve sıkı göç kontrolü gibi taleplerle öne çıkıyor.
Thüringen’deki durum, Almanya’nın diğer doğu eyaletleri Saksonya ve Brandenburg için de bir örnek teşkil ediyor. Bu eyaletlerde de AfD güçlü bir şekilde varlık gösteriyor. Doğu Almanya’da halkın bir kısmı, yeniden birleşme sonrası yaşanan ekonomik zorluklar ve kimlik bunalımı nedeniyle aşırı sağa yöneliyor. AfD’nin bu bölgelerdeki yükselişi, sadece Almanya’da değil, tüm Avrupa’da aşırı sağın yükselişinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Ateş duvarı çöker mi?
AfD’nin iktidara yaklaşması, Almanya’nın savaş sonrası siyasi kültürünün temel taşlarından birini sarsıyor. Ülkede 1945’ten bu yana aşırı sağcı bir parti hiçbir eyalet yönetiminde yer almadı. Bu ‘ateş duvarı’, Nazi geçmişine karşı bir duruş olarak görülüyor. Ancak AfD’nin giderek güçlenmesi, diğer partileri zor durumda bırakıyor. Özellikle Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Sol Parti, AfD ile işbirliği konusunda bölünmüş durumda. CDU’nun bazı üyeleri, AfD ile koalisyon yapılabileceğini ima ederken, partinin liderliği bunu reddediyor. Avrupa genelinde ise Fransa, İtalya ve Hollanda gibi ülkelerde aşırı sağ partiler yükseliyor. AfD’nin Thüringen’deki olası zaferi, bu eğilimi daha da güçlendirebilir. AB içinde Almanya’nın istikrarı, birçok politika için kritik öneme sahip. Bu nedenle, AfD’nin yönetime gelmesi, AB’nin göç, güvenlik ve ekonomik politikalarını da etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AfD'nin yükselişi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de dolaylı etkileri olabilir. Parti, Türkiye'nin AB üyeliğine ve göçmen politikalarına karşı çıkıyor. Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk kökenli nüfus, AfD'nin iktidara gelmesi halinde artan ayrımcılık ve İslam karşıtlığı riskiyle karşı karşıya kalabilir. Ayrıca AfD, Rusya'ya yakın duruşuyla biliniyor; bu da Türkiye'nin Ukrayna Savaşı ve Suriye politikası gibi konularda Almanya'nın pozisyonunu zayıflatabilir. Türkiye-AB ilişkilerinde Almanya kilit bir ülke olduğu için, AfD'nin güçlenmesi müzakereleri olumsuz etkileyebilir.