Yapay zeka teknolojilerinin hızla yaygınlaşması, küresel vergi sisteminin bu yeni ekonomik değeri adil bir şekilde vergilendirme konusundaki yetersizliğini gözler önüne seriyor. Uluslararası toplum, yapay zeka ekonomisinin getirdiği karların nasıl paylaşılacağı konusunda henüz ortak bir zemin bulamazken, uzmanlar kalıcı ve kapsamlı bir çok taraflı vergi çerçevesinin oluşturulmasının kritik önemine dikkat çekiyor. Bu süreçte, dijital hizmet vergilerinin, daha adil bir küresel vergi düzenine geçişte önemli bir ara adım olabileceği belirtiliyor.
Yapay Zeka Çağında Vergi Sisteminin Tıkanıklığı
Geleneksel vergi kuralları, şirketlerin fiziksel bir varlık veya ofis bulundurduğu ülkelerde vergilendirilmesi prensibine dayanıyor. Ancak yapay zeka destekli dijital hizmetler, sınır ötesi veri akışı ve kullanıcı katılımıyla değer yaratırken, bu değerin nerede ve nasıl vergilendirileceği belirsizliğini koruyor. Örneğin, bir yapay zeka şirketi, sunucularının bulunduğu ülkede herhangi bir ofis açmadan dünya genelindeki kullanıcılardan gelir elde edebiliyor. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkelerin bu kazançlardan adil bir pay alamamasına yol açıyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve G20 ülkeleri, bu soruna çözüm bulmak amacıyla yıllardır süren müzakereler yürütüyor. 2021 yılında kabul edilen ve küresel asgari kurumlar vergisi oranını yüzde 15 olarak belirleyen anlaşma, bu alanda atılmış en somut adım olarak değerlendiriliyor. Ancak anlaşmanın hayata geçirilmesi, özellikle ABD ve diğer büyük ekonomilerin iç siyasi süreçleri nedeniyle yavaş ilerliyor. Ayrıca, yapay zeka gibi yeni teknolojilerin vergilendirilmesi konusunda anlaşmanın kapsamı yetersiz kalıyor.
Dijital Hizmet Vergileri: Köprü mü, Engel mi?
Bu belirsizlik ortamında birçok ülke, tek taraflı olarak dijital hizmet vergileri (DVT) uygulamaya başladı. Fransa, İngiltere, İtalya ve Türkiye gibi ülkeler, belirli bir ciroya ulaşan büyük teknoloji şirketlerinden dijital hizmet vergisi tahsil ediyor. Bu uygulamalar, küresel vergi reformu tamamlanana kadar geçici bir önlem olarak görülse de, aynı zamanda uluslararası ticaret anlaşmazlıklarına da yol açıyor. ABD, kendi teknoloji devlerini hedef aldığı gerekçesiyle bu vergilere tepki gösteriyor ve bazı ülkelere yönelik yaptırım tehditlerinde bulunuyor.
Ancak uzmanlar, dijital hizmet vergilerinin kalıcı bir çözümün önünü tıkaması yerine, bu süreci hızlandırıcı bir rol oynayabileceğini savunuyor. Tek taraflı önlemlerin yarattığı baskı, ülkeleri küresel bir mutabakata zorlayabilir. Columbia Üniversitesi'nden Prof. Michael Graetz'e göre, "Dijital hizmet vergileri, yapay zeka ekonomisinin vergilendirilmesi için bir laboratuvar işlevi görebilir. Burada elde edilen deneyimler, çok taraflı bir anlaşmanın şekillendirilmesine yardımcı olabilir."
Gelişmekte Olan Ülkeler ve Küresel Adalet
Yapay zeka ekonomisinin vergilendirilmesi konusu, yalnızca gelişmiş ülkelerin değil, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin de geleceği açısından kritik bir öneme sahip. Birleşmiş Milletler (BM), bu ülkelerin küresel vergi kurallarının belirlenmesinde daha fazla söz sahibi olması gerektiğini savunuyor. BM Genel Sekreteri António Guterres, geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada, "Uluslararası vergi sisteminin adil olmaması, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hedeflerine ulaşmasını engelliyor" ifadelerini kullandı.
Yapay zeka teknolojilerinin sunduğu fırsatlar, bu ülkelerin dijital dönüşümünü hızlandırma potansiyeli taşıyor. Ancak bu potansiyelin hayata geçebilmesi için, yaratılan değerin adil bir şekilde paylaşılması gerekiyor. Aksi takdirde, yapay zeka ekonomisi, dijital uçurumu daha da derinleştirebilir. Bu nedenle, küresel vergi reformunun yalnızca bir mali teknik konu olmaktan öte, kalkınma ve sosyal adalet meselesi olduğu vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel vergi reformu, Türkiye'nin dijital ekonomi hedefleri açısından da belirleyici olabilir. Türkiye, 2024'te yüzde 7,5'e çıkardığı dijital hizmet vergisiyle bu alanda öncü ülkelerden biri. Ancak kalıcı bir uluslararası mutabakat, Türk şirketlerinin küresel pazarlarda rekabet gücünü artırabilir ve yabancı yatırımların önünü açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin OECD ve G20 müzakerelerinde aktif rol alması, gelişmekte olan ülkelerin sesini duyurmasına katkı sağlayabilir. Yapay zeka ekonomisinin getireceği kazanımların adil dağılımı, Türkiye'nin teknoloji ihracatını artırma ve cari açığını azaltma hedefleriyle de örtüşüyor.