Avrupa Birliği'nin (AB) uzun süredir tartışılan yeni göç ve iltica politikası, 1 Ocak 2025 itibarıyla resmen yürürlüğe girdi. Brüksel'in "düzensiz göçü kontrol altına almak" olarak tanımladığı reform paketi, üye ülkeler arasında bir yılı aşkın süredir süren yoğun müzakerelerin ardından kabul edilmişti. Yeni kurallar, başta sınır geçiş prosedürleri, iltica başvurularının hızlandırılması ve sığınmacıların üye ülkeler arasında yeniden dağıtılması olmak üzere kritik alanlarda köklü değişiklikler öngörüyor. Ancak uygulamanın başlamasıyla birlikte, bu düzenlemelerin sahada beklenen etkiyi yaratıp yaratamayacağı konusunda soru işaretleri de artıyor. İnsan hakları örgütleri, yeni kuralların mültecilerin korunma koşullarını ağırlaştıracağını savunurken, aşırı sağ partiler ise reformu "yetersiz" olarak nitelendiriyor.
Yeni kurallar neyi değiştiriyor?
Yeni düzenlemenin en dikkat çekici unsuru, "sınır prosedürü" adı verilen hızlı iltica süreci. Buna göre, düzensiz yollarla AB'ye giren göçmenlerin başvuruları artık sınır kapılarında en fazla 12 hafta içinde sonuçlandırılacak. Başvurusu reddedilenler, bu süre içinde AB dışına sınır dışı edilecek. Bu uygulama, özellikle Yunanistan ve İtalya gibi sınır ülkelerinde büyük lojistik zorluklara yol açabilir. Öte yandan, AB ülkeleri arasında "dayanışma mekanizması" da devreye sokuluyor. Aşırı göç baskısı altındaki üye ülkeler, sığınmacıları diğer ülkelere yönlendirebilecek; kabul etmeyen ülkeler ise her bir göçmen için 20 bin euro mali katkıda bulunacak. Bu mekanizma, Macaristan ve Polonya gibi göçmen karşıtı hükümetler tarafından sert bir dille eleştirilmişti.
AB Komisyonu'nun verilerine göre, 2024 yılında bloğa ulaşan düzensiz göçmen sayısı yaklaşık 330 bin olarak kaydedildi. Bu sayı, 2015'teki 1,8 milyonluk zirvenin oldukça altında olsa da, son iki yıldır istikrarlı bir artış eğilimi gösteriyor. Yeni kuralların temel hedefi, bu sayıyı daha da azaltmak ve iltica sürecini hızlandırarak sistemin üzerindeki yükü hafifletmek. Ancak uzmanlar, sınır dışı işlemlerinin etkinliğinin, üçüncü ülkelerle yapılan geri kabul anlaşmalarına bağlı olduğuna dikkat çekiyor. Bu konuda AB'nin özellikle Kuzey Afrika ve Sahel bölgesi ülkeleriyle müzakereleri sürüyor.
İnsan hakları ve siyasi tartışmalar
Yeni düzenleme, göçmen hakları savunucularının tepkisini çekti. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, sınır prosedürlerinin "geri gönderme yasağı" ilkesini ihlal ettiğini savunuyor. Özellikle çatışma bölgelerinden gelen sığınmacıların, yeterli hukuki destek olmadan hızlı bir şekilde sınırdan geri çevrilme riski bulunuyor. Buna karşılık, AB yetkilileri yeni kuralların AB Temel Haklar Şartı ile uyumlu olduğunu ve tüm başvuruların bireysel olarak değerlendirileceğini vurguluyor. Siyasi cephede ise tartışmalar sürüyor. Macaristan ve Polonya, zorunlu dayanışma mekanizmasına karşı Avrupa Adalet Divanı'na başvurma hazırlığında. Almanya ve Fransa gibi ülkeler ise reformu "tarihi bir adım" olarak nitelendirerek destekliyor. Ancak ekonomik göstergeler de endişe yaratıyor; AB'nin sınır yönetim ajansı Frontex'in bütçesinin 2025'te yüzde 30 artırılması planlanırken, üye ülkelerin sınır güvenliği harcamalarının toplamda 12 milyar euroya ulaşması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin yeni göç politikası, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir dizi dinamiği barındırıyor. Ankara ile Brüksel arasında 2016'da imzalanan mülteci anlaşmasının geleceği, bu yeni kurallar çerçevesinde yeniden gündeme gelebilir. Türkiye, halihazırda yaklaşık 3,6 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, AB'nin kendi sınırlarını sıkılaştırması, Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçiş yapmak isteyen düzensiz göçmenlerin rotasını daha da riskli hale getirebilir. Öte yandan, AB'nin geri kabul anlaşmalarını hızlandırma çabası, Türkiye'nin de yer aldığı bir mekanizma konusunda yeni müzakerelere kapı aralayabilir. Türkiye'nin bu süreçteki tutumu, hem AB ilişkilerinde hem de bölgesel istikrar açısından kritik öneme sahip.