Hindistan-Pasifik bölgesi, on yılı aşkın süredir ABD merkezli bir düzen altında şekilleniyordu. Ancak son gelişmeler, bu düzenin temellerinin sarsıldığını gösteriyor. “Hindistan-Pasifik öldü; yaşasın Hindistan-Pasifik” söylemi, bölgenin yeniden tanımlanması gerektiğine işaret ediyor. Asıl soru ise şu: Bölge ülkeleri, ABD'nin azalan varlığına rağmen Çin'in artan askeri ve ekonomik nüfuzuna karşı koyabilir mi?
Gelişmenin Arka Planı
Hindistan-Pasifik kavramı, ABD'nin Çin'in bölgesel hakimiyetini dengelemek için oluşturduğu bir çerçeveydi. Japonya, Avustralya, Hindistan ve diğer ortaklarla yürütülen dörtlü diyalog (Quad) bu stratejinin temel taşıydı. Ancak ABD'nin iç siyasi kırılganlığı ve askeri kaynaklarını diğer bölgelere kaydırma ihtimali, bölge ülkelerinde güvenlik garantilerinin sorgulanmasına yol açtı. Çin, Yapay Ada inşaatları ve Balistik füze sistemleriyle fiili kontrol alanını genişletirken, bölge ülkeleri arasında Çin'e ekonomik bağımlılık da artıyor. Bu ikilem, ABD liderliği olmaksızın bir caydırıcılık mekanizmasının mümkün olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bölge ülkeleri, ABD'nin yerini dolduracak alternatif bir güç arayışında. Hindistan, kendi başına askeri kapasitesini artırıyor ancak lojistik ve teknolojik olarak ABD desteğine ihtiyaç duyuyor. Japonya ve Avustralya ise savunma harcamalarını rekor seviyelere çıkardı. Ancak bu ülkelerin koordinasyonu ABD'ninkine eşdeğer bir caydırıcılık sağlamıyor. Çin'in İpek Yolu girişimi bölgedeki ticari bağları derinleştirirken, askeri gerginlikler de tırmanıyor. Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi'ndeki tatbikatlar, bölgenin bir çatışma noktasına dönüşebileceğini gösteriyor. Bu ortamda, bölge ülkelerinin bir kısmı Çin'le angajman politikasını tercih ederken, diğerleri ABD'nin bölgeye geri dönmesini umuyor. Ancak ABD'nin dikkatinin Ukrayna ve Orta Doğu'ya yoğunlaştığı bir dönemde, Pasifik'teki taahhütlerinin sınanması kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi olarak Hindistan-Pasifik'in doğrudan bir aktörü olmasa da, bu bölgedeki gelişmeler küresel güç dengelerini etkiliyor. Çin'in yükselişi, Türkiye'nin Asya ile ticaret ve enerji bağlarını şekillendiriyor. Ayrıca, ABD'nin Asya'ya kayması, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve Avrupa güvenliğindeki rolünü dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye, Çin'le dengeli ilişkiler kurarken, ABD ve Avrupa ile ittifakını korumak zorunda. Bölgede bağımsız bir caydırıcılık mekanizmasının oluşması, küresel sistemin çok kutuplu yapısını güçlendirerek Türkiye'ye yeni manevra alanları açabilir. Ancak bu senaryo aynı zamanda belirsizlikleri de beraberinde getiriyor.