ABD'nin İran hedeflerine yönelik son hava saldırıları, iki ülke arasında devam eden nükleer müzakereleri çökme noktasına getirdi. Tahran yönetimi, saldırıları "kötü niyet göstergesi" olarak nitelendirirken, diplomatik kaynaklar anlaşma umutlarının giderek azaldığı uyarısında bulunuyor. Son gelişmeler, Ocak 2026'dan bu yana süren dolaylı görüşmelerin en kritik aşamasında yaşanıyor.
Gelişmelerin arka planı
ABD Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, 24 Şubat 2026'da Irak ve Suriye'deki İran destekli milis gruplarına ait olduğu belirtilen 15 hedefe hassas saldırılar düzenlendi. Saldırılarda, İran Devrim Muhafızları'na bağlı beş komutanın öldürüldüğü bildirildi. Washington yönetimi, saldırıların ABD askerlerine yönelik son dönemde artan roketli saldırılara karşılık olduğunu savundu.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, saldırıların müzakerelerin ruhuna aykırı olduğunu belirterek, "Bu tür provokasyonların devam etmesi halinde müzakere masasına dönmek anlamsız hale gelecektir" dedi. Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, saldırıların müzakerelerle bağlantılı olmadığını, ABD'nin kendini savunma hakkını kullandığını ifade etti.
Diplomatik kulislerde konuşulan bilgilere göre, taraflar İran'ın uranyum zenginleştirme programının kapsamı ve yaptırımların kaldırılması konularında anlaşmaya yaklaşmışken, bu saldırılar Tahran'da müzakerecilerin elini zayıflattı. İran Meclisi'nde muhafazakâr kanat, müzakerelerin durdurulması yönünde baskı yaparken, dini lider Ali Hamaney'in de sürece mesafeli yaklaştığı belirtiliyor.
Uzmanlar, ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesinden bu yana taraflar arasındaki güven bunalımının derinleştiğini vurguluyor. Son saldırılar, İran'da ABD'ye güven duygusunu daha da zedelerken, müzakerelerin yeniden başlaması için somut bir takvim oluşturulamadı.
Bölgesel ve küresel boyut
Saldırılar, sadece ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. İsrail, saldırıları dolaylı olarak desteklerken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'la doğrudan çatışmaktan kaçınarak temkinli bir tutum sergiliyor. Rusya ve Çin ise ABD'yi tek taraflı eylemleriyle bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçluyor.
Enerji piyasalarında, İran'dan gelebilecek olası bir misillemenin Hürmüz Boğazı'nı etkileyebileceği endişesiyle petrol fiyatlarında yüzde 3 oranında artış yaşandı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini denetleme çabalarının bu kriz nedeniyle sekteye uğradığını duyurdu. Uzmanlar, müzakerelerin tamamen çökmesi halinde İran'ın yüzde 90 oranında zenginleştirilmiş uranyum üretimine geçebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, komşusu İran ile 500 kilometreden fazla sınırı paylaşmakta ve Tahran yönetimiyle ekonomik ve enerji alanlarında önemli ilişkilere sahiptir. ABD-İran arasındaki bu yeni kriz, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, olası bir çatışma ortamı, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir; zira her iki ülkede de İran destekli gruplar bulunuyor. Türkiye, iki ülke arasında arabuluculuk yapma kapasitesine sahip nadir ülkelerden biri olarak, diplomasi kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Ancak uzun vadede, bölgesel bir savaş ihtimali Türkiye'yi güvenlik, ekonomi ve mülteci akını gibi konularda ciddi şekilde zorlayabilir.