Küresel güç dengelerinde yaşanan köklü değişim, Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü yüzyılının Çin Halk Cumhuriyeti ile paylaşılacağını gösteriyor. Brookings Enstitüsü'nden Rush Doshi, Çin'in en büyük avantajının sahip olduğu ölçek olduğunu belirtiyor; ancak ABD liderliğindeki bir müttefik koalisyonunun bu dengeyi bozabileceğini savunuyor. Analiz, iki süper güç arasındaki rekabetin ekonomik, teknolojik ve askeri alanlarda nasıl şekilleneceğine ışık tutarken, bu gelişmelerin küresel düzene yansımalarını masaya yatırıyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD, son iki yüzyıldır küresel sistemin baskın gücü olarak varlığını sürdürdü. Ancak Çin'in ekonomik büyümesi ve teknolojik atılımları, bu tek kutuplu yapıyı sorgulanır hale getirdi. Doshi'ye göre, Çin'in brüt yurt içi hasılası, nüfusu ve sanayi üretimi gibi temel göstergelerdeki büyüklüğü, ona diğer rakiplerine kıyasla daha fazla manevra alanı tanıyor. Örneğin, Çin'in 2022'deki nominal GSYİH'sı 18 trilyon dolara yaklaşırken, ABD'ninki 25 trilyon doların üzerindeydi. Ancak satın alma gücü paritesiyle Çin, 2023 itibarıyla ABD'yi geçmiş durumda.
Doshi, ABD'nin bu karşısında yalnız başına rekabet etmek yerine, Avrupa Birliği, Japonya, Güney Kore ve diğer müttefiklerle birlikte bir koalisyon oluşturması gerektiğini belirtiyor. Bu koalisyon, ticaret, teknoloji transferi ve askeri iş birliği gibi alanlarda Çin'in ölçek avantajını dengeleyebilir. Özellikle yarı iletkenler, yapay zeka ve kuantum bilişim gibi stratejik teknolojilerde ortak Ar-Ge ve ihracat kontrolleri, Çin'in ilerlemesini yavaşlatabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Çin rekabeti, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm dünyayı etkileyen bir kutuplaşmaya yol açıyor. Güneydoğu Asya, Hindistan ve Avustralya gibi bölgesel aktörler, bu iki dev arasında denge politikası izlemeye çalışıyor. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi, altyapı yatırımlarıyla Asya, Afrika ve Latin Amerika'da nüfuzunu artırırken, ABD'nin Indo-Pasifik stratejisi bu alanlardaki etkisini korumayı hedefliyor.
Teknoloji alanındaki rekabet, özellikle 5G ve yapay zeka gibi kritik sektörlerde kendini gösteriyor. ABD'nin Huawei ve ZTE gibi Çinli firmalara yönelik yaptırımları, Çin'i kendi teknoloji ekosistemini oluşturmaya itiyor. Doshi, Çin'in bu alandaki ilerlemesinin, uzun vadede ABD'nin teknolojik üstünlüğünü tehdit edebileceğini belirtiyor. Ancak demokratik değerler ve inovasyon kültürü, ABD'nin elini güçlendiren unsurlar olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin rekabetinde Türkiye, hem NATO üyesi olarak Batı ittifakına bağlı hem de Çin'le artan ekonomik ilişkileri nedeniyle dengeli bir pozisyon izlemektedir. Türkiye'nin Çin'den ithalatı, özellikle teknoloji ve elektronik ürünlerde yüksekken, Kuşak ve Yol Projesi kapsamında Orta Koridor'da kilit bir rol oynamaktadır. Bu durum, Türkiye'yi hem ABD'nin yaptırım baskılarına hem de Çin'in taleplerine karşı hassas kılmaktadır. Öte yandan, Türkiye'nin savunma sanayiindeki bağımsızlaşma çabaları ve yerli teknoloji hamleleri, bu iki kutup arasında manevra alanını genişletebilir. Uzmanlar, Ankara'nın stratejik özerklik arayışında, her iki tarafı da karşısına almadan kazançlı çıkabilecek bir diplomatik dengeyi gözetmesi gerektiğini vurguluyor.