ABD’nin kurucu babaları, bugün ülkenin içine düştüğü siyasi kargaşa ve toplumsal bölünmeyi görselerdi, mezarlarında ters dönerlerdi. Demokratik deneyin vaadini yerine getirmek için halkın birleşmesi ve ulusal çöküşü durdurması gerekiyor, aksi halde demokrasinin ışığı sönebilir. Bu uyarı niteliğindeki değerlendirme, Amerikan tarihinin temel taşlarını oluşturan ilkelerin giderek aşındığı bir dönemde yapılıyor. Anayasa'nın mimarları, güçler ayrılığı ve denge-denetleme mekanizmalarıyla kalıcı bir cumhuriyet kurmayı hedeflemişti, ancak bugün bu mekanizmaların işlemez hale geldiğine dair ciddi endişeler var.
Gelişmenin arka planı: Demokratik kurumların erozyonu
Son yıllarda ABD’de yaşanan siyasi kutuplaşma, başkanlık seçimlerine gölge düşüren iddialar, Kongre baskınları ve yargı bağımsızlığına yönelik saldırılar, kurucu babaların öngördüğü sistemin temellerini sarsıyor. Federalist Makaleler’de James Madison’ın uyardığı “çoğunluk tiranlığı” tehlikesi, günümüzde azınlık vetosu ve kurumsal kilitlenmeler olarak kendini gösteriyor. Anayasal denge, siyasi partilerin çıkar çatışmaları nedeniyle felç olmuş durumda. Bu durum, Amerikan demokrasisinin dünya çapındaki itibarını da zedeliyor.
Özellikle 2020 başkanlık seçimlerinin ardından yaşananlar, seçim güvenliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu. Oy verme hakları kısıtlamaları, seçim bölgelerinin yeniden çizilmesi (gerrymandering) ve dezenformasyon kampanyaları, seçmen iradesinin doğru yansımasını engelliyor. Kurucu babalar, seçimlerin halkın iradesini yansıtması için düzenli olarak yapılmasını şart koşmuştu, ancak bugün bu süreç manipülasyona açık hale geldi.
Bölgesel ve küresel boyut: ABD’nin liderlik krizi
ABD’nin demokratik meşruiyetindeki bu erozyon, sadece iç siyaseti değil, küresel liderlik rolünü de tehdit ediyor. Soğuk Savaş boyunca ‘özgür dünyanın lideri’ olarak anılan ABD, bugün demokratik değerleri savunma konusunda inandırıcılığını yitiriyor. Bu durum, Çin ve Rusya gibi otoriter rejimlere alan açıyor. Örneğin, ABD’nin seçim güvenliği konusundaki tartışmaları, diğer ülkelerdeki demokrasi karşıtı güçlere ilham veriyor. Ayrıca, NATO müttefikleri arasında ABD’nin güvenilirliği sorgulanır hale geliyor. Özellikle Avrupa ülkeleri, transatlantik ittifakın geleceği konusunda endişeli. ABD’nin iç krizleri, küresel terörle mücadele, iklim değişikliği ve ticaret savaşları gibi konularda ortak hareket etme kabiliyetini de zayıflatıyor.
Bölgesel düzeyde, ABD’nin Latin Amerika’daki etkisi azalıyor. Çin’in bölgedeki artan yatırımları, ABD’nin demokrasi teşviki politikalarının başarısızlığıyla birleşince, otoriter eğilimler güçleniyor. Venezüella, Nikaragua ve Küba gibi ülkelerde ABD’nin müdahaleci politikaları sorgulanırken, Brezilya ve Meksika gibi ülkelerde popülizm yükseliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’deki demokratik çöküş, Türkiye’nin dış politikası için hem risk hem fırsat sunuyor. ABD’nin içe kapanması, NATO içinde Türkiye’nin stratejik önemini artırabilir. Ancak, ABD’nin demokratik meşruiyetindeki zafiyet, Türkiye’nin Batı ittifakına olan güvenini sarsabilir. Özellikle F-35 ve S-400 krizlerinde görüldüğü gibi, karşılıklı güven eksikliği derinleşiyor. Ayrıca, ABD’nin Ortadoğu’daki rolünün azalması, Türkiye’nin bölgesel aktör olarak etki alanını genişletebilir. Ancak, demokratik değerlerin gerilemesi, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde de benzer sorgulamalara yol açabilir. Bu nedenle Ankara, gelişmeleri dikkatle izlemeli ve dengeli bir dış politika izlemelidir.