ABD güçleri, 4 Şubat 2025'te İran topraklarındaki hedeflere yönelik hava saldırıları başlatmasının ardından İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) Sözcüsü Tuğgeneral Sardar Mohebi, Washington yönetimine gözdağı verdi. Mohebi, İran resmi haber ajansı IRNA'ya yaptığı açıklamada, ABD'nin bu yeni saldırılarından dolayı "pişman olacağını" ve saldırganları "sert bir cezanın beklediğini" söyledi. Saldırılar, ABD'nin Tahran'ın vekil güçlerine verdiği desteği azaltma ve nükleer programını durdurma çabalarının parçası olarak görülüyor. Bölgede tansiyonun daha da yükselmesi beklenirken, Türkiye'nin güney sınırlarında yeni bir istikrarsızlık riski beliriyor.
Gelişmelerin Arka Planı
ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) yapılan açıklamada, saldırıların İran'ın devrim muhafızlarına ait askeri tesislere ve İran'a bağlı milis güçlerinin komuta merkezlerine yönelik olduğu belirtildi. Operasyonların, bölgedeki ABD askerlerine yönelik artan saldırılara misilleme olarak düzenlendiği ifade edildi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan yaptığı yazılı açıklamada, "ABD, kendi vatandaşlarını ve müttefiklerini korumak için gerekli gördüğü her türlü tedbiri alacaktır. İran'a yönelik bu saldırılar, terörist faaliyetlerine verdikleri desteği sona erdirme kararlılığımızı göstermektedir" dedi.
İran'ın ise misilleme tehdidi ciddiye alınıyor. Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, daha önce yaptığı açıklamalarda, ülkesinin nükleer tesislerine veya topraklarına yönelik herhangi bir saldırıya ağır misilleme yapılacağını vurgulamıştı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Bu maceracılık bölgeyi uçuruma sürükleyebilir. ABD yeniden hesap hatası yapıyor" ifadelerini kullandı. Tahran yönetimi, uluslararası topluma çağrıda bulunarak ABD'nin bu saldırılarını kınamalarını istedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran topraklarına doğrudan saldırı düzenlemesi, 1979 devriminden bu yana yaşanan en ciddi askeri karşılaşmalardan birini temsil ediyor. İki ülke arasındaki gerilim, ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya başlamasıyla tırmanmıştı. Son dönemde İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması da Batılı ülkelerin endişelerini büyütüyor.
Bölgedeki yansımaları ise şimdiden görülmeye başlandı. İran'ın desteklediği Lübnan Hizbullah'ı ve Yemen'deki Husiler, ABD ve müttefiklerine yönelik saldırılarını yoğunlaştıracaklarını açıkladılar. Irak'taki Şii milis grupları da ABD üslerine roket atışları düzenlediklerini duyurdu. Bu gelişmeler, Orta Doğu'da geniş çaplı bir çatışma riskini artırıyor. Uzmanlar, tarafların isteksiz görünse de savaşın eşiğinden dönülemez bir noktaya gelinmiş olabileceğini belirtiyor.
Küresel piyasalarda da dalgalanmalar yaşanıyor. Brent petrolün varil fiyatı yüzde 3'ün üzerinde artarak 85 dolar seviyesine çıktı. Altın fiyatları da güvenli liman talebiyle rekor seviyeleri test ediyor. Dünya liderleri taraflara itidal çağrısında bulunurken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin acil toplanması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a yönelik bu doğrudan askeri müdahalesi, Türkiye'nin güvenlik çevresi açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişmedir. Türkiye, İran ile sınır komşusudur ve iki ülke arasında ticaret, enerji ve güvenlik alanlarında derin bağlar bulunmaktadır. Olası bir geniş çaplı çatışma, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek göç dalgaları, enerji arz güvenliğinde aksama ve sınır ötesi güvenlik riskleri doğurabilir. Ankara, bölgesel istikrarın korunması ve tansiyonun düşürülmesi için diplomatik girişimlerini hızlandırmalı; aynı zamanda olası insani krizlere karşı hazırlıklı olmalıdır. Türkiye'nin bu krizde arabulucu rolü üstlenmesi, hem bölgesel çıkarları hem de küresel barış için önemli bir fırsat olabilir.