ABD Başkanı Donald Trump, İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı hedef alarak, anlaşmanın "üzerinde yazılı olduğu kağıda bile değmediğini" söyledi. Bu açıklama, 2015 yılında imzalanan ve resmi adıyla Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen anlaşmanın geleceğine dair endişeleri artırdı. Trump'ın bu yorumu, Tahran yönetiminin uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırdığı ve uluslararası denetimleri kısıtladığı bir dönemde geldi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, anlaşmanın İran'ın nükleer programını durdurmada yetersiz kaldığı ve bölgesel istikrarı tehdit ettiği vurgulandı.
Anlaşmanın Tarihçesi ve Trump'ın Tutumu
JCPOA, 2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya) arasında imzalanmıştı. Anlaşma, İran'ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında ekonomik yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak Trump, 2018 yılında ABD'yi anlaşmadan tek taraflı olarak çekmiş ve İran'a "maksimum baskı" politikası uygulamaya başlamıştı. Bu politikaya rağmen İran, anlaşmanın imzacılarından biri olarak kalmaya devam etti ve Avrupa Birliği ile diğer tarafların arabuluculuk çabalarını sürdürmesini sağladı.
Trump'ın son açıklaması, İran'ın nükleer faaliyetlerinin arttığı bir döneme denk geldi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) raporlarına göre, İran yüzde 60'a varan oranlarda uranyum zenginleştiriyor ve bu, anlaşmanın izin verdiği sınırın çok üzerinde. Bu durum, İsrail ve bazı Körfez ülkelerinin güvenlik endişelerini artırırken, Avrupalı taraflar anlaşmayı kurtarmak için diplomatik çabalarını yoğunlaştırmış durumda.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Trump'ın sözleri, yalnızca ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini de etkileyebilecek nitelikte. İran'ın nükleer programına ilişkin belirsizlik, İsrail'in olası askeri müdahale senaryolarını güçlendirirken, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerin de kendi nükleer programlarını gözden geçirmesine yol açıyor. Öte yandan, anlaşmanın tamamen çökmesi durumunda İran'ın uluslararası yaptırımlara rağmen nükleer silah kapasitesine ulaşabileceği endişeleri, küresel silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Rusya ve Çin ise İran'la enerji ve askeri iş birliğini derinleştirerek Batı'nın yaptırım politikalarına karşı alternatif bir ittifak oluşturuyor. Bu durum, ABD'nin Orta Doğu'daki nüfuzunu zayıflatırken, Çin'in Kuşak ve Yol Projesi kapsamında İran'a yaptığı yatırımlar, bölgedeki dengeleri değiştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, komşusu İran'la tarihsel ve ekonomik bağlara sahip. İran'a uygulanan yaptırımlar, Türkiye'nin enerji ithalatını ve ticaretini doğrudan etkiliyor. Anlaşmanın çökmesi, bölgede yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabilir ve Türkiye'yi göç, güvenlik ve enerji arzı açısından risk altına sokabilir. Ankara, bu nedenle diplomatik çözümden yana bir tutum sergiliyor; ancak ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin hassas dengesini zorlayabilir. Türkiye'nin, hem Batı ile müttefiklik ilişkisini koruyarak hem de İran ile iş birliğini sürdürerek çok yönlü bir dış politika izlemesi bekleniyor.