ABD'de bir federal yargıç, eski Başkan Donald Trump döneminde 39 ülkeye yönelik getirilen sığınma başvurusu ve vize işlemlerini durduran kararnameyi, 'göçmenlerin hayatlarını belirsiz bir hukuki boşluğa ittiği' ve 'göçmen karşıtı duygularla' alındığı gerekçesiyle bozdu. Karar, sığınmacılar ve vize başvurusunda bulunan binlerce kişi için yeni bir dönemin kapısını aralarken, ABD göç politikasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Kararın arka planı ve gerekçeleri
Trump yönetimi, 2020 yılında yayımladığı bir başkanlık kararnamesiyle, aralarında Nijerya, Eritre, Sudan, Tanzanya gibi Afrika ülkelerinin yanı sıra Myanmar ve Kırgızistan'ın da bulunduğu 39 ülkenin vatandaşlarının ABD'ye sığınma başvurusu yapmasını ve bazı vize türlerine başvurmasını yasaklamıştı. Yönetim, bu kararı 'güvenlik endişeleri' ve 'biyometrik veri paylaşımındaki eksiklikler' ile gerekçelendirmişti.
Ancak Washington DC Bölge Mahkemesi Yargıcı Randolph Moss, kararın 'keyfi ve kaprisli' olduğuna hükmetti. Yargıç Moss, 39 sayfalık kararında, 'Bu kısıtlamalar, başvuru sahiplerini belirsiz bir hukuki limbo haline sokuyor. Ayrıca, kararın alınma süreci, göçmen karşıtı duyguların etkisinde olduğunu gösteriyor' ifadelerini kullandı. Mahkeme, Trump yönetiminin bu ülkeleri neden seçtiğine dair yeterli ve tutarlı bir açıklama yapmadığını belirtti.
Etkileri: Sığınmacılar ve vize başvuruları için ne değişecek?
Karar, Trump'ın 2017'deki Müslüman ülkelere yönelik seyahat yasağının ardından en kapsamlı göç kısıtlamalarından birini ortadan kaldırıyor. Söz konusu 39 ülkenin vatandaşları artık ABD'ye sığınma başvurusu yapabilecek ve daha önce askıya alınan vize türleri için başvuruda bulunabilecek. Özellikle Nijerya, Afrika'nın en kalabalık ülkesi olarak bu karardan en çok etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Uzmanlar, kararın ABD'nin göçmenlik sistemine olan güveni artırabileceğini belirtiyor.
Bununla birlikte, kararın uygulanması için ABD Dışişleri Bakanlığı ve İç Güvenlik Bakanlığı'nın gerekli idari düzenlemeleri yapması gerekiyor. Trump'ın yeniden seçilmesi durumunda benzer bir politikanın tekrar gündeme gelebileceği endişesi ise sürüyor. Karar, aynı zamanda diğer ülkelerin ABD'nin göç politikalarına yönelik eleştirilerini de yeniden alevlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da, ABD'nin göç politikalarındaki yargı denetimi ve insan hakları odaklı yaklaşım, Türkiye'nin AB ile göç müzakerelerinde elini güçlendirebilecek bir emsal teşkil ediyor. Özellikle, Türkiye'nin Suriyeli mültecilere yönelik politikalarına ilişkin uluslararası eleştiriler göz önüne alındığında, ABD yargısının bu tür bir karar alması, göçmen haklarının hukuki güvence altına alınması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Ayrıca, ABD'nin bu kararı, Türkiye'ye yönelik vize kısıtlamaları veya sığınmacı politikaları konusunda benzer hukuki itirazların önünü açabilir. Küresel ölçekte, mahkemenin kararı, göç politikalarının keyfi değil, hukuka ve delillere dayanması gerektiği ilkesini pekiştiriyor.