ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırgan söylemleri, üst düzey Amerikalı generallerin savaşın sonuçlarına dair uyarılarıyla çelişiyor. Trump’ın seçim kampanyası sırasında ve sonrasında İran’ı hedef alan açıklamaları, askeri liderlerin görüşleriyle uyumsuzluk gösterirken, uzmanlar bu durumun Beyaz Saray’ın dış politikasındaki tutarsızlığı derinleştirdiğini belirtiyor. İki ülke arasındaki gerilim, nükleer müzakerelerin durma noktasına gelmesi ve bölgesel çatışmalardaki rolü nedeniyle tırmanırken, Pentagon kaynakları İran’a yönelik geniş çaplı bir askeri müdahalenin maliyetlerinin Tahran rejimini devirmekten daha ağır olabileceği konusunda uyarıyor.
Trump’ın söylemleri ile Pentagon’un gerçekçiliği arasındaki uçurum
Başkan Trump, geçmişte İran’a karşı diplomatik bir anlaşmadan ziyade ekonomik yaptırımlar ve askeri güç gösterisi politikasını benimsemişti. Ancak son açıklamalarında, “İran’ın nükleer silah edinmesine asla izin vermeyeceğiz” diyerek askeri seçeneği masada tuttuğunu ima etti. Buna karşılık, ABD Genelkurmay Başkanları, Kongre’ye verdikleri ifadelerde İran’la bir savaşa girmenin stratejik açıdan yıkıcı olabileceğini ve Ortadoğu’daki Amerikan askerlerinin güvenliğini riske atacağını vurguluyor. Geçtiğimiz hafta Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nde konuşan Korgeneral Robert Smith, “İran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil güçleri, ABD kuvvetlerine ve müttefiklerine ciddi tehdit oluşturuyor; ancak askeri çözümlerin sonuçları öngörülemez ve maliyeti yüksektir” dedi.
Bu çelişki, özellikle Trump’ın görev süresinin son döneminde, İran’a yönelik yaptırımların yeniden devreye sokulması ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (IRGC) karşı sert tutum alınmasıyla daha da belirginleşti. Ekim 2023’te İsrail’in Hamas’la çatışması sonrası İran destekli grupların ABD üslerine saldırıları, Washington’u bölgede askeri varlığını artırmaya itti. Buna rağmen, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamalarda “yeni bir cephe açma niyetinde olmadıkları” mesajı verilirken, Trump’ın danışmanları ise “İran’a karşı güçlü bir duruşun, bölgedeki Amerikan çıkarlarını korumak için elzem olduğunu” savunuyor. Bu kafa karışıklığı, ABD’nin Ortadoğu politikasının tutarlılığını sorgulatan uzmanlar tarafından “başkanlık retoriği ile askeri gerçeklik arasında tehlikeli bir kopukluk” olarak yorumlanıyor.
Bölgesel dinamikler ve uluslararası toplumun tepkisi
İran, uzun süredir devam eden nükleer programı ve bölgesel etkisiyle ABD’nin Ortadoğu politikasının merkezinde yer alıyor. Trump’ın İran’a yönelik tehditleri, İran hükümeti tarafından “psikolojik savaş” olarak nitelendirilirken, Tahran yönetimi URanyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak uluslararası topluma karşı elini güçlendirmeye çalışıyor. Bu süreçte, Çin ve Rusya’nın İran’a desteği, ABD’nin yaptırım politikalarının etkinliğini zayıflatıyor; Pekin ve Moskova, Tahran’la enerji ve savunma alanlarında iş birliğini artırıyor. Ayrıca, Avrupa Birliği, ABD’nin 2015 nükleer anlaşmadan çekilmesini sürekli eleştirirken, diplomatik çözüm çağrılarını yineliyor.
Ortadoğu’da İran’a yakınlığıyla bilinen Suriye, Lübnan Hizbullah’ı ve Yemen’deki Husiler, ABD’nin İran’a yönelik herhangi bir askeri harekâtında doğrudan ya da dolaylı olarak müdahil olabilecek periferik aktörler olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla, Trump’ın sert çıkışları bölgedeki istikrarsızlık riskini artırırken; ABD’li askeri uzmanlar, tırmanışın bölgesel bir savaşa dönüşme ihtimaline karşı temkinli yaklaşılması gerektiğini savunuyor. Özellikle Arap Körfez ülkeleri ve İsrail, ABD’nin garantilerine rağmen İran’la olası bir çatışmanın ekonomik sonuçlarından endişe duyuyor; petrol fiyatlarının yükselmesi ve ticaret yollarının kapanması ihtimalleri, dünya ekonomisini de olumsuz etkileyebilir. Uzmanlar, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilme sürecindeki güvenilirlik kaybının, Trump’ın bu son tehditlerinin etkisini zayıflattığını; asıl sorunun ise İran’ın nükleer istisnacılığının önlenmesi için sürdürülebilir bir stratejinin oluşturulmaması olduğunu ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump’ın İran’a yönelik tehditleri, Türkiye’nin hemen güneyinde yeni bir çatışma riskini artırıyor. Ankara, uzun süredir İran’la sınır güvenliği ve ekonomik iş birliği alanlarında hassas bir denge sürdürmektedir; olası bir askeri müdahale, bu dengeleri bozabilir ve bölgede yeni bir mülteci akınına yol açabilir. Ayrıca, Türkiye’nin enerji ithalatında kritik olan İran doğalgazı ve ticaret hacmi, yaptırımların derinleşmesiyle olumsuz etkilenebilir. Türkiye, Kuzey Irak ve Suriye’deki PKK/YPG ile mücadelesinde İran’la koordinasyonu da göz önünde bulundurmak zorundayken; ABD’nin İran’a yönelik sert tutumu, Ankara-Washington hattında ek bir anlaşmazlık konusu yaratabilir. Bu nedenle, Türk Dışişleri’nin gerilimi azaltıcı diplomatik girişimleri desteklemesi ve bölgesel istikrarın korunmasına yönelik çabaların parçası olması beklenir.