Eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman, Washington ile Tahran arasında nükleer program konusunda yürütülmesi planlanan müzakereler için taslak bir barış planında öngörülen 60 günlük sürenin “oldukça kısa bir süre” olduğunu söyledi. Sherman, Pazar günü ABC kanalına verdiği demeçte, İran’ın nükleer dosyasının teknik karmaşıklığı ve taraflar arasındaki derin güvensizlik göz önüne alındığında, iki ayın yeterli olmayabileceğini vurguladı. Eski diplomat, bu sürenin daha ziyade bir başlangıç takvimi olarak görülmesi gerektiğini, ancak gerçekçi bir müzakere için daha uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duyulacağını ifade etti.
Müzakere sürecinin arka planı
Wendy Sherman, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) baş mimarlarından biri olarak biliniyor. Trump yönetiminin 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilmesinin ardından İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmış ve nükleer eşiğe tehlikeli biçimde yaklaşmıştı. Biden yönetimi, göreve geldiğinde müzakerelere yeniden başlama niyetini açıklamış, ancak taraflar arasındaki görüşmeler inişli çıkışlı bir seyir izlemişti.
Son taslak plan, ABD ile İran arasında doğrudan veya dolaylı müzakereler için 60 günlük bir zaman çerçevesi belirliyor. Ancak Sherman, bu sürenin teknik detayların ele alınması, yaptırımların kaldırılması ve güven artırıcı adımların atılması için yeterli olmadığını düşünüyor. Eski bakan yardımcısı, “İran’ın nükleer programı o kadar ilerlemiş durumda ki, geri dönüş için sadece birkaç ay değil, belki de yıllar gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran nükleer müzakereleri sadece ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu’nun güvenlik mimarisini etkiliyor. İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasından endişe duyuyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), diplomasi yoluyla bir çözüm bulunması için yoğun çaba harcıyor.
Sherman’ın açıklamaları, müzakere sürecine ilişkin Batılı başkentlerdeki karamsarlığı yansıtıyor. Özellikle İran’ın son dönemde uranyum zenginleştirme kapasitesini yüzde 60 saflığa çıkarması, taraflar arasındaki güven bunalımını derinleştiriyor. 60 günlük sürenin aşılması halinde, tarafların yeniden müzakere masasına dönüp dönmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran nükleer müzakereleri Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. İran’la uzun bir kara sınırına sahip olan Türkiye, olası bir nükleer krizin yaratacağı güvenlik risklerine karşı hassas. Ayrıca, İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesi veya kaldırılması, Türkiye’nin enerji ithalatı ve ticari ilişkileri açısından önemli fırsatlar sunabilir. Ancak Sherman’ın işaret ettiği gibi, müzakerelerin başarısız olması halinde bölgede yeni bir gerginlik dalgası yaşanabilir. Türkiye, bu denklemde hem diplomasiyi destekleyen bir pozisyon almakta hem de kendi enerji güvenliğini çeşitlendirme politikalarını sürdürmektedir. Gelişmeler, Ankara’nın bölgesel istikrar arayışında daha aktif bir rol üstlenmesini gerektirebilir.