ABD Yüksek Mahkemesi, Rastafari inancı nedeniyle saçı kesilen bir mahkumun, dini özgürlükler yasası kapsamında tazminat talebini reddetti. Yüksek Mahkeme, 6-3 oyla aldığı kararda, mahkumların dini haklarını ihlal eden cezaevi görevlilerine karşı tazminat davası açamayacağına hükmetti. Karar, dini özgürlükler ile devletin dokunulmazlığı arasındaki hassas dengeyi yeniden gündeme getirdi.
Gelişmenin arka planı
Dava, Rastafari inancının bir gereği olarak saçını uzatan bir mahkumun, cezaevi görevlileri tarafından zorla saçının kesilmesiyle başladı. Mahkum, dini inancının ihlal edildiği gerekçesiyle, 2000 yılında kabul edilen Dini Özgürlüklerin Korunması Yasası (RLUIPA) kapsamında tazminat talep etti. Ancak alt mahkemeler, devlet görevlilerinin dokunulmazlığı nedeniyle davayı reddetti. Yüksek Mahkeme de bu kararı onaylayarak, RLUIPA'nın bireysel tazminat davalarına izin vermediğini belirtti.
Mahkeme Başkanı John Roberts, çoğunluk görüşünde, "RLUIPA, mahkumların dini özgürlüklerini korumak için eyaletlere federal fon sağlama koşulu olarak düzenlenmiştir, ancak bireysel tazminat davalarına izin vermez" ifadelerini kullandı. Azınlık görüşünde ise Yargıç Sonia Sotomayor, "Bu karar, mahkumların dini haklarını korumak için etkili bir hukuki yol olmadan bırakıyor" dedi.
Bölgesel veya küresel boyut
Karar, ABD'deki cezaevi sisteminde dini özgürlüklerin sınırlarını belirlemesi açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Ayrıca, diğer ülkelerdeki benzer davalar için de referans olabilir. Uluslararası Af Örgütü gibi sivil toplum kuruluşları, kararı eleştirerek mahkumların dini haklarının korunması için yeni yasal düzenlemeler yapılması çağrısında bulundu. Karar, özellikle dini azınlıkların hakları konusunda ABD'deki tartışmaları alevlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'deki cezaevi uygulamaları ve dini özgürlükler açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, uluslararası hukukta mahkum hakları ve din özgürlüğü konularında emsal teşkil edebilir. Türkiye'de benzer bir dava yaşanması halinde, Anayasa Mahkemesi'nin veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu tür bir kararı değerlendirirken ABD Yüksek Mahkemesi'nin içtihadını dikkate alması mümkündür. Ayrıca, karar, dini inançlar nedeniyle ayrımcılığa uğrayan mahkumların hak arama yollarının sınırlı olabileceğini göstermesi açısından önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır.