ABD Yüksek Mahkemesi’nin Nisan ayında verdiği Louisiana v Callais kararı, 1965 tarihli Oy Hakkı Yasası’na (Voting Rights Act) ağır bir darbe indirdi. Mahkeme, yasanın azınlık seçmenlerini koruyan kilit bir hükmünü iptal ederek, seçim bölgelerinin yeniden çizilmesinde ırk temelli ayrımcılığı önleyen mekanizmayı devre dışı bıraktı. Karar, özellikle Siyah ve Latin kökenli seçmenlerin oy kullanma hakkını tehdit ediyor.
Kararın arka planı: Louisiana v Callais davası ve Oy Hakkı Yasası’nın zayıflaması
Louisiana eyaleti, 2020 nüfus sayımının ardından yeni bir kongre bölgesi haritası çıkardı ancak bu harita, siyah seçmenlerin yoğun olduğu bölgeleri parçalayarak onların temsil gücünü azaltıyordu. Sivil toplum örgütleri, bu haritanın Oy Hakkı Yasası’nın 2. Bölümü’nü ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı. Yüksek Mahkeme ise 6-3 oyla, eyaletin haritasının yasal olduğuna hükmetti ve alt mahkemenin haritayı değiştirme kararını bozdu.
Mahkemenin çoğunluk görüşünü yazan Yargıç Samuel Alito, Oy Hakkı Yasası’nın “renk körü” bir şekilde uygulanması gerektiğini savundu. Ancak muhalefetteki Yargıç Ketanji Brown Jackson, kararın “yasanın amacını baltaladığını” belirtti. Karar, aslında 2013’teki Shelby County v. Holder davasıyla başlayan Oy Hakkı Yasası’nın aşındırılması sürecinin bir devamı niteliğinde. O davada Mahkeme, eyaletlerin federal onay almadan seçim yasalarını değiştirmesine izin veren “ön izin” (preclearance) sistemini kaldırmıştı.
Küresel ve bölgesel boyut: ABD’de seçmen hakları mücadelesi
Bu karar, ABD genelinde seçmen hakları savunucularını harekete geçirdi. Guardian gazetesi muhabirleri Fabiola Cineas ve Adria Walker, Reddit üzerinden düzenledikleri soru-cevap oturumunda okuyucuların endişelerini yanıtladı. En sık sorulan sorulardan biri, “Umut nerede?” oldu. Muhabirler, Kongre’nin yeni bir Oy Hakkı Yasası çıkarması gerektiğini ancak mevcut siyasi kutuplaşma nedeniyle bunun zor olduğunu vurguladı.
Kararın etkileri sadece Louisiana ile sınırlı kalmayacak. Alabama, Georgia, Texas gibi diğer eyaletlerde de benzer davalar bulunuyor. Uzmanlar, bu kararın seçim bölgelerinin partizan amaçlarla yeniden çizilmesini (gerrymandering) teşvik edebileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca bu gelişme, ABD’nin demokratik standartlarını sorgulatan bir sürecin parçası olarak uluslararası kamuoyunda da yankı buldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi’nin bu kararı, Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmese de, küresel demokrasi ve hukukun üstünlüğü tartışmaları açısından önemli bir referans noktası oluşturmaktadır. ABD’de seçmen haklarının daraltılması, dünya genelinde azınlık hakları ve siyasi temsil konularındaki hassasiyeti artırmaktadır. Türkiye’nin özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilerinde ve uluslararası alanda sıkça gündeme gelen hukuk devleti ve azınlık hakları vurgusu, bu tür gelişmelerin küresel ölçekte yarattığı etkiyle paralellik göstermektedir. Türk dış politikası, bu tip kararları takip ederek kendi demokratik standartlarını güçlendirme fırsatı yakalayabilir.