ABD Yüksek Mahkemesi, başkanlık yetkilerini önemli ölçüde genişleten ve demokratik dengeyi sarsan tartışmalı bir karara imza attı. Georgetown Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve eski Senato danışmanı Victoria Nourse'a göre mahkeme, Anayasa'nın temelindeki 'We the People' (Biz Halk) ilkesini tersine çevirerek yürütme erkinin elini güçlendirdi. Karar, başkanın resmi görevleri sırasında işlediği iddia edilen suçlara karşı dokunulmazlık talep edebileceği yönünde yeni bir içtihat oluşturdu. Bu durum, uzmanlara göre başkanlık makamını neredeyse monarşik bir konuma taşıma riski taşıyor.
Kararın arka planı: Dokunulmazlık tartışması
Mahkeme, eski Başkan Donald Trump'ın 6 Ocak 2021 Kongre baskınıyla ilgili cezai soruşturması kapsamında aldığı bu kararla, başkanlık dokunulmazlığının sınırlarını yeniden tanımladı. Muhafazakâr çoğunluk, başkanın 'resmi görevleri' kapsamındaki eylemlerinin yargılanamayacağına hükmetti. Liberal yargıçlar ise kararın demokrasinin temel ilkelerini zedelediğini savunarak şiddetle karşı çıktı.
Nourse, kararın Amerikan hukuk sisteminde yarattığı etkiyi 'devrim niteliğinde' olarak tanımlıyor. Ona göre bu içtihat, başkanın cezai sorumluluktan muaf olduğu anlamına gelmiyor ancak yargı sürecini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Mahkeme, resmi ve özel eylemler arasında ayrım yapmayı alt mahkemelere bırakırken, bu ayrımın nasıl yapılacağına dair net bir kriter belirlemedi.
Kararın hemen ardından Trump'ın avukatları, Georgia ve New York'taki davalarda bu içtihada dayanarak dokunulmazlık talebinde bulundu. Uzmanlar, bu durumun Trump'a yönelik davaların yıllarca uzayabileceği anlamına geldiğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Demokrasinin güvenilirliği sarsılıyor
ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararı, sadece Amerika iç siyasetini değil, küresel demokrasi algısını da derinden etkiliyor. Avrupa Birliği ve diğer Batılı müttefikler, karara temkinli yaklaşırken, otoriter rejimler bunu kendi meşruiyetlerini güçlendirmek için kullanabilir. Özellikle Rusya ve Çin, ABD'nin demokratik değerler konusundaki eleştirilerine karşı eline geçen bu fırsatı değerlendirebilir.
New York Times ve Washington Post gibi önde gelen gazeteler, kararı 'demokrasiye darbe' olarak nitelendirdi. Harvard Hukuk Fakültesi'nden Profesör Laurence Tribe, 'Bu karar, başkanlık makamını Kral III. George'un yetkilerine yaklaştırıyor,' yorumunu yaptı. Kararın, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde ABD'deki siyasi kutuplaşmayı daha da derinleştirmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye-ABD ilişkilerinde doğrudan bir etki yaratmasa da, ABD'deki yürütme erkinin güçlenmesi, özellikle başkanlık sisteminin sınırları konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirebilir. Türkiye'de de benzer şekilde güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı tartışmaları yaşanırken, ABD'deki bu gelişme Türk kamuoyunda 'sistemlerin benzerlikleri' açısından yorumlanabilir. Ancak asıl önemli boyut, ABD'nin demokrasi ihracı ve insan hakları konusundaki söylemlerinin zayıflamasıdır. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası platformlarda ABD'ye yönelik eleştirilerini güçlendirmesine zemin hazırlayabilir.