ABD Yüksek Mahkemesi, 1979 yılında kaybolduktan sonra öldürülen 6 yaşındaki Etan Patz davasında sanık Pedro Hernandez'in mahkumiyet kararını oybirliğiyle onadı. Yüksek mahkeme, alt mahkemenin temyiz başvurusunu kabul ederek kararı bozdu ve böylece olası üçüncü bir yargılamanın önüne geçti. Karar, ülkede büyük yankı uyandıran ve yıllarca süren bu davada son noktayı koydu.
Gelişmenin Arka Planı
Etan Patz, 25 Mayıs 1979'da New York'un SoHo semtinde okul otobüsüne binmek için evden ayrıldıktan sonra bir daha görülmedi. Kaybolması, Amerika'yı sarsan ve kayıp çocuk vakalarına yönelik farkındalığı artıran bir dönüm noktası oldu. Patz'in fotoğrafı, süt kutularının üzerine basılan ilk kayıp çocuk görsellerinden biriydi. Olay, 1980'lerde kayıp çocuk sorununa dikkat çeken bir kampanyanın simgesi haline geldi.
Davada ilk olarak 2012 yılında, bir bodegada çalışan Pedro Hernandez ifade vererek çocuğu kaçırdığını ve öldürdüğünü itiraf etti. Hernandez, cinayeti işledikten sonra cesedi bir plastik torbaya koyup şehrin farklı bir noktasına bıraktığını söyledi. İlk yargılamada jüri, Hernandez'i 2015'te cinayet ve kaçırma suçlarından suçlu buldu. Ancak, Hernandez'in avukatları müvekkillerinin zihinsel engelli olduğunu ve itirafının gönüllü olmadığını ileri sürerek temyize başvurdu. New York Temyiz Mahkemesi, itirafın baskı altında alındığı gerekçesiyle 2021'de kararı bozdu. Bunun üzerine savcılık, Yüksek Mahkeme'ye başvurdu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yüksek Mahkeme'nin kararı, ABD hukuk sisteminde itirafların güvenilirliği ve zihinsel engelli sanıkların hakları konusunda önemli bir emsal oluşturdu. Mahkeme, oy birliğiyle aldığı kararda, alt mahkemenin "itirafın gönüllülüğünü" yanlış değerlendirdiğine hükmetti. Başkan John Roberts, karar metninde "itirafın içeriğinin değil, alınma koşullarının değerlendirilmesi gerektiğini" vurguladı. Karar, kayıp çocuk davalarına yönelik kamuoyu ilgisini yeniden canlandırdı. Benzer vakalarda ailelerin adalet arayışı, bu kararla birlikte daha sağlam bir zemine oturdu. Etan Patz'in babası Stanley Patz, karar sonrası yaptığı açıklamada "Adalet yerini buldu, ancak oğlumuzun yokluğu hala acı veriyor" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Her ne kadar bu dava Türkiye ile doğrudan ilgili olmasa da, ABD yargı sisteminde itirafların hukuki geçerliliği ve mahkumiyet kararlarının istikrarı konusunda verilen bu karar, uluslararası hukuk açısından dikkat çekicidir. Türkiye'de de benzer davalarda itirafların baskı altında alınıp alınmadığı sıklıkla tartışma konusu olmaktadır. Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma hakkı bağlamında evrensel bir referans noktası olabilir. Ayrıca, kayıp çocuk vakalarına yönelik kamuoyu farkındalığının artması, Türkiye'de benzer sorunlarla mücadele eden STK'lar ve aileler için bir örnek teşkil edebilir.