ABD’de yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımlar, federal düzeydeki politika belirsizliklerine ve bazı eyaletlerdeki teşvik kesintilerine rağmen istikrarlı bir şekilde büyümeye devam ediyor. Carbon Brief tarafından yayımlanan konuk yazıda, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesinin 2024 yılında rekor seviyelere ulaştığı ve 2025’te de bu ivmenin süreceği belirtiliyor. Özellikle Ortabatı eyaletlerindeki rüzgar projeleri ve Güneybatı’daki güneş enerjisi yatırımları, eyalet düzeyindeki yenilenebilir portföy standartları (RPS) ve kurumsal satın alma anlaşmaları sayesinde hız kazanmış durumda. Federal hükümetin vergi teşviklerinde yaşanan belirsizlik ve bazı çevre düzenlemelerinin gevşetilmesi, sektör oyuncularını alternatif finansman modellerine yönlendirirken, eyaletlerin kendi iklim hedeflerini belirleme konusundaki kararlılığı dikkat çekiyor.
Federal politika değişikliklerine rağmen eyaletler ve özel sektör öncülüğü
Son yıllarda ABD federal hükümeti, fosil yakıt üretimini teşvik eden politikaları öne çıkarırken, yenilenebilir enerjiye yönelik federal desteklerde dalgalanmalar yaşandı. Örneğin, Trump yönetimi döneminde uygulamaya konulan tarifeler ve Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) sera gazı düzenlemelerindeki geri adımlar, yenilenebilir enerji sektöründe kısa vadeli belirsizlik yarattı. Ancak analiz, bu durumun yatırımları durdurmadığını, aksine eyaletlerin ve özel sektörün daha proaktif hale geldiğini gösteriyor. Kaliforniya, New York ve Teksas gibi büyük eyaletler, kendi yenilenebilir enerji hedeflerini yasalaştırarak federal politikadaki boşluğu doldurdu. Ayrıca, büyük teknoloji şirketleri ve perakendeciler, karbon ayak izlerini azaltmak amacıyla uzun vadeli güç satın alma anlaşmaları (PPA) imzalayarak yenilenebilir enerji projelerine doğrudan finansman sağladı.
Enerji Bakanlığı verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla ABD’nin toplam elektrik üretiminin yaklaşık %23’ü yenilenebilir kaynaklardan sağlanıyor. Bu oran, 2019’daki %17 seviyesinden belirgin bir artış gösteriyor. Rüzgar enerjisi kapasitesi 150 GW’ı, güneş enerjisi kapasitesi ise 100 GW’ı aşmış durumda. Özellikle Teksas, Iowa ve Oklahoma gibi rüzgar potansiyeli yüksek eyaletler, üretimde başı çekiyor. Güneş enerjisinde ise Kaliforniya, Florida ve Arizona öne çıkıyor. Analistler, 2025 yılında güneş enerjisi kurulumlarının 40 GW’ı, rüzgar kurulumlarının ise 15 GW’ı bulabileceğini öngörüyor.
Küresel ve bölgesel boyut: Enerji dönüşümünün jeopolitiği
ABD’nin yenilenebilir enerji alanındaki büyümesi, küresel enerji piyasaları ve iklim değişikliğiyle mücadele açısından kritik öneme sahip. ABD, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci sera gazı yayıcısı konumunda. Bu nedenle ABD’nin yenilenebilir enerjiye geçiş hızı, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşılması açısından belirleyici olacak. Öte yandan, ABD’nin federal düzeydeki politika istikrarsızlığı, uluslararası yatırımcılar için bir risk unsuru oluşturuyor. Ancak eyalet düzeyindeki politikaların güçlü olması, ABD pazarını hala cazip kılıyor. Avrupa Birliği ve Çin’in yenilenebilir enerji yatırımlarındaki hızlı artışa karşılık, ABD’nin eyalet temelli yaklaşımı, enerji dönüşümünü daha kademeli ancak yine de sürdürülebilir kılıyor. Ayrıca, ABD’deki gelişmeler, gelişmekte olan ülkeler için bir model teşkil edebilir: Federal destek olmadan da yerel yönetimler ve özel sektör işbirliğiyle enerji dönüşümü mümkün.
Bölgesel olarak, Meksika ve Kanada ile olan enerji ticareti de bu dönüşümden etkileniyor. ABD-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA) kapsamında temiz enerji teknolojileri ticareti artarken, ABD’nin yenilenebilir enerji ihracatı potansiyeli yükseliyor. Örneğin, güneş panelleri ve rüzgar türbini parçaları gibi bileşenlerin ticareti, Kuzey Amerika’da entegre bir tedarik zinciri oluşmasına katkı sağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’deki yenilenebilir enerji büyümesi, Türkiye’nin enerji politikaları açısından hem fırsatlar hem de dersler barındırıyor. Türkiye, rüzgar ve güneş enerjisinde önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen, fosil yakıt ithalatına bağımlılığı ve enerji arz güvenliği konusunda kırılganlıklar yaşıyor. ABD’de eyaletlerin ve özel sektörün federal belirsizliklere rağmen büyümeyi sürdürebilmesi, Türkiye’de yerel yönetimlerin ve özel sektörün daha aktif rol alması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, ABD’deki teknolojik gelişmeler ve maliyet düşüşleri, Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırması için bir referans noktası oluşturuyor. Küresel enerji dönüşümünde ABD’nin oynadığı rol, Türkiye’nin de kendi enerji stratejisini gözden geçirmesi ve yerli üretim kapasitesini artırması açısından önemli bir örnek teşkil ediyor.