Washington, süresi dolmakta olan küresel bir gümrük vergisi uygulamasını, zorla çalıştırma endişelerini gerekçe göstererek 60 ticaret ortağına yönelik yeni tarifelerle değiştiriyor. Bu hamle, Başkan Donald Trump'ın seçim vaatleri arasında yer alan ticaret duvarını koruma ve Amerikan üretimini teşvik etme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Yeni tarifelerin, özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki ülkeleri hedef aldığı ve küresel tedarik zincirlerinde önemli değişikliklere yol açabileceği belirtiliyor.
Tarife duvarının arka planı
ABD yönetimi, mevcut küresel gümrük vergisi uygulamasının süresinin dolmasının ardından, ticaret ortaklarına yönelik daha hedefli bir yaklaşım benimsiyor. Resmi adıyla 'Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi' (GSP) olarak bilinen ve gelişmekte olan ülkelere ticari imtiyazlar tanıyan programın kapsamı, Trump yönetimi döneminde önemli ölçüde daraltılmıştı. Yeni düzenlemeyle birlikte, zorla çalıştırma şüphesi bulunan ürünlerin ithalatına yönelik tarifelerin artırılması ve bu uygulamanın 60 ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi planlanıyor.
Uzmanlara göre, bu yeni tarife sistemi, Trump'ın 'Amerika Birinci' politikasının bir yansıması olarak görülüyor. Başkan, yerli üreticileri korumak ve dış ticaret açığını azaltmak amacıyla tarifeleri ana politika aracı olarak kullanıyor. Ancak eleştirmenler, bu tür korumacı önlemlerin küresel ticareti olumsuz etkileyebileceğini, tüketici fiyatlarını artırabileceğini ve ABD'nin uluslararası ilişkilerinde gerginliklere yol açabileceğini savunuyor.
Zorla çalıştırma konusu, son yıllarda uluslararası ticaretin önemli bir gündem maddesi haline gelmişti. ABD'de 2021'de kabul edilen Uygunluk Yasası (UFLPA), özellikle Çin'in Sincan bölgesinde üretilen ürünlerin ABD'ye girişini kısıtlıyor. Yeni tarife düzenlemesinin de bu yasanın kapsamını genişleterek daha fazla ülkeyi kapsaması bekleniyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Yeni tarifelerin duyurulması, Asya-Pasifik bölgesinde endişeyle karşılandı. Özellikle ihracata dayalı ekonomileri olan Vietnam, Bangladeş ve Endonezya gibi ülkeler, bu gelişmeden doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında. Bu ülkeler, tekstil ve hazır giyim sektörlerinde önemli üreticiler olarak öne çıkıyor ve ABD pazarına yoğun ihracat yapıyor.
Tarifelerin uygulanması, küresel tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmayı da beraberinde getirebilir. Şirketler, maliyetleri düşürmek ve tarife risklerini azaltmak için üretim tesislerini başka ülkelere kaydırmayı değerlendirebilir. Öte yandan, ABD'nin bu hamlesi, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına aykırılık iddialarını da gündeme getirebilir. Ticaret uzmanları, tek taraflı tarife uygulamalarının uluslararası ticaret hukukunda sorunlara yol açabileceği ve misilleme riskini artırdığına dikkat çekiyor.
Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ekonomiler, ABD'nin bu adımını yakından izliyor. Benzer zorla çalıştırma endişelerini gerekçe göstererek kendi ticaret politikalarını şekillendiren ülkeler, ABD'nin yaklaşımını örnek alabilir. Ancak analistler, bu tür uygulamaların küresel ticaretin istikrarını bozabileceği ve korumacılığın yayılmasına neden olabileceği konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin tarife duvarını genişletmesi, Türkiye'nin ihracat stratejisini doğrudan etkilemese de, küresel ticaretteki korumacı dalga Türk ekonomisi için riskler barındırıyor. Türkiye'nin ABD ile ticaret hacmi, özellikle çelik ve alüminyum sektörlerinde daha önce tarife artışlarından etkilenmişti. Yeni düzenleme kapsamında Türkiye'nin yer alıp almadığı belirsizliğini korurken, Türkiye'nin ihracat pazarlarını çeşitlendirme ve katma değerli üretime geçiş politikaları bu süreçte daha da önem kazanıyor. Ayrıca, ABD'nin ticaret politikalarındaki belirsizlik, döviz kurlarında dalgalanmalara ve Türkiye gibi gelişen piyasalarda sermaye akışlarında değişimlere neden olabilir. Bu nedenle Türkiye'nin, ABD ile ilişkilerinde ticari konuları diyalog mekanizmalarıyla yönetmeye devam etmesi bekleniyor.