ABD ve İran arasında, Tahran’ın nükleer programına yönelik uluslararası denetimler konusunda birbirine taban tabana zıt iddialar, önümüzdeki dönemde yapılacak diplomatik görüşmelerin ne kadar karmaşık olabileceğini ortaya koyuyor. İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin ülkedeki tüm nükleer tesislere erişim sağladığını savunurken, ABD ve Batılı istihbarat kaynakları bu iddiayı şiddetle reddediyor ve Tahran’ın geçmişte olduğu gibi bazı hassas noktalara erişimi engellediğini öne sürüyor.
Gelişmenin Arka Planı: Anlaşmazlığın Kökenleri
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamaya göre, İran’ın nükleer tesislerindeki denetimler son aylarda ciddi şekilde aksamış durumda. Yetkili, özellikle 2021’den bu yana İran’ın UAEA’nın erişim taleplerine kısıtlama getirdiğini ve bazı askeri alanlardaki şüpheli faaliyetlerin denetlenmesine izin vermediğini iddia etti. Buna karşılık İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı yazılı açıklamada, “İran, tüm nükleer faaliyetlerini UAEA’nın tam denetimine açmıştır ve herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir” ifadelerini kullandı. UAEA’nın son raporlarında ise İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarını anlaşmayla belirlenen sınırların çok üzerine çıkardığı ve bu durumun uluslararası toplumda endişe yarattığı belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Bir Kriz Kapıda mı?
Taraflar arasındaki bu iddia çatışması, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) yeniden canlandırılmasına yönelik müzakerelerin çıkmaza girdiği bir döneme denk geliyor. KOEP, İran’ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu, ancak ABD’nin 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından İran’ın anlaşma yükümlülüklerini askıya alması süreci işlemez hale getirdi. Batılı diplomatlar, İran’ın denetim iddialarının güvenilirliğini sorgularken, Tahran ise UAEA’nın “siyasi baskı altında” hareket ettiğini savunuyor. Uzmanlar, bu tür bir anlaşmazlığın Orta Doğu’da yeni bir nükleer krizi tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor; zira İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesi son bir yılda önemli ölçüde arttı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’a komşu bir ülke olarak nükleer krizin doğrudan etkilerine maruz kalma potansiyeli taşıyor. Olası bir askeri çatışma veya ağır yaptırımlar, bölgesel ticareti ve enerji arzını sekteye uğratabilir. Ankara, hem Batı hem de Tahran’la diyaloğunu sürdürürken, nükleer gerilimin diplomatik yollarla çözülmesini istiyor. Türkiye’nin bu denklemdeki konumu, arabuluculuk rolünü canlandırma fırsatı sunarken, aynı zamanda güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor.