ABD'nin İran'a yönelik altı aylık askeri ve ekonomik baskı politikası, Başkan'ın ilan ettiği zafer söylemlerinin aksine, istenen sonuçları tam olarak getirmedi. Washington'un hedeflerinden bazılarına ulaşılamazken, Tahran yönetimi bölgesel nüfuzunu genişletmeyi başardı. Savaşın maliyeti her iki taraf için de ağır oldu; ancak gelinen noktada kazanımlar ve kayıplar, güç dengelerinde önemli değişimlere işaret ediyor.
Altı Aylık Mücadelenin Perde Arkası
Altı ay önce başlayan kriz, ABD'nin İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşı azami baskı politikasının bir parçası olarak şekillendi. Washington, ekonomik yaptırımları sıkılaştırırken, Basra Körfezi'ne askeri yığınak yaptı ve İran'a bağlı güçlere karşı operasyonlara hız verdi. Başkan, kısa süre içinde İran'ı müzakere masasına oturtmayı ve bölgesel davranışlarını değiştirmeyi hedeflediğini açıkladı.
Ancak İran, baskılara boyun eğmedi; aksine uranyum zenginleştirme oranlarını artırdı, insansız hava aracı ve balistik füze kapasitesini geliştirdi. Tahran ayrıca, Yemen'deki Husiler, Suriye'deki rejim güçleri ve Lübnan'daki Hizbullah üzerinden nüfuzunu pekiştirdi. Bu durum, ABD'nin bölgedeki müttefikleri için güvenlik tehdidini derinleştirdi.
Uzmanlara göre, ABD'nin İran'ı tamamen izole etme stratejisi, Çin ve Rusya'nın Tahran ile ekonomik iş birliklerini artırmasıyla sekteye uğradı. Özellikle Çin'in İran ham petrolü alımları, yaptırımların etkisini hafifletti ve İran ekonomisinin tamamen çökmesini engelledi.
Bölgesel Denge ve Küresel Yansımalar
Altı aylık süreç, sadece ABD-İran ekseninde değil, tüm Orta Doğu'da güç dengelerini yeniden şekillendirdi. ABD'nin bölgedeki geleneksel müttefikleri, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, güvenlik garantileri konusunda Washington'a olan güvenlerini sorgulamaya başladı. Bu ülkeler, İran ile doğrudan diyalog kanallarını açarak riskleri yönetmeye çalışıyor.
Öte yandan, İsrail ile İran arasındaki gölge savaş, Suriye topraklarında doğrudan çatışmalara dönüştü. İsrail'in İran hedeflerine yönelik hava operasyonları artarken, İran'ın misilleme kapasitesi de genişledi. Bu durum, bölgesel bir savaş riskini artırıyor ve küresel enerji piyasalarında fiyat dalgalanmalarına yol açıyor.
BM ve diğer uluslararası kuruluşlar, tansiyonun düşürülmesi için arabuluculuk çabalarını sürdürüyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik, müzakerelerin önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliği Türkiye'yi doğrudan etkilemektedir. Türkiye, İran ile komşu olması nedeniyle güvenlik riskleriyle karşı karşıya; enerji tedariki ve ticaret için Tahran ile iş birliğini sürdürmek zorunda. ABD yaptırımları, Türk şirketlerini ve bankacılık sistemini etkileyebileceğinden Ankara, dengeli bir dış politika izlemektedir. Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanması için diyalog çağrıları yaparken, kendi sınır güvenliğini de İran'ın bölgedeki faaliyetlerine karşı korumak durumundadır. Krizin derinleşmesi, Türkiye'nin enerji güvenliği ve sığınmacı akınları gibi konularda yeni zorluklarla karşılaşmasına neden olabilir.