ABD ile İran arasındaki on yıllardır süren gerginlik, nükleer müzakerelerin durması, yaptırımların artması ve Orta Doğu’daki vekalet savaşlarıyla birlikte tırmanırken, analistler bu kilitli çatışmanın aslında beklenmedik bir barış fırsatı yaratabileceğini öne sürüyor. Washington ve Tahran, ortak bir zemin bulmak için nadir bir diplomatik açıklıkla karşı karşıya; ancak bu pencere, tarafların kararlı adımlar atmasına bağlı.
Gelişmenin Arka Planı: Çıkmazdan Fırsata
ABD’nin 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve “maksimum baskı” politikası, İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini zirveye taşımasına yol açtı. Bugün İran, %60 seviyesinde zenginleştirilmiş uranyuma sahip ve bu silah yapımına çok yakın. Ancak bu tehlikeli durum, aynı zamanda diyaloğun yeniden başlatılması için bir uyarı işareti oldu. Umman ve Katar gibi ülkelerin arabuluculuğunda, esir takasları ve nükleer programın kısıtlanmasına yönelik gayriresmi görüşmeler hız kazandı.
İran’da ise ekonomik kriz, yaptırımlar ve iç protestolar, yönetimi müzakere masasına itiyor. ABD tarafında ise seçim yılı yaklaşırken, yeni bir Orta Doğu krizinin riski, Başkan Biden’ı daha pragmatik adımlara zorluyor. Her iki taraf da tam bir zafer elde edemeyeceklerinin farkında; bu nedenle statüko, sürdürülemez.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Bir Adım Öne, İki Adım Geri
İran’ın bölgedeki vekil güçleri (Hamas, Hizbullah, Husiler) sayesinde etki alanı geniş; ancak İsrail’in bu gruplara yönelik saldırıları ve Körfez ülkelerinin İran’la normalleşme arayışı, denklemi değiştiriyor. Çin’in İran-Suudi Arabistan yakınlaşmasındaki rolü, ABD’nin bölgede yalnızlaşmasına yol açarken, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle İran’a yaklaşması, çok kutuplu bir düzenin habercisi. Küresel petrol piyasaları ve deniz güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki olası bir krizden doğrudan etkilenecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’la komşu olarak nükleer bir krizden doğrudan etkilenir. Tahran’la enerji ticareti ve sınır güvenliği, Ankara’nın öncelikleri arasında. ABD-İran yumuşaması, Türkiye’nin Orta Doğu’daki manevra alanını genişletebilir; ancak İran’ın nükleer silah sahibi olması, Türkiye’yi de silahlanma yarışına itebilir. Ankara, bu dengede arabulucu rolü üstlenerek hem Batı’yla hem Tahran’la ilişkilerini sürdürmek isteyecektir.