ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (ICC) 'tuğla tuğla' yıkma sözü verdi. Bu açıklama, ICC'nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklama kararı çıkarmasının ardından geldi. Rubio, sosyal medya platformu X'te yaptığı paylaşımda, 'ICC'nin İsrail'in kendini savunma hakkını hedef alan utanç verici kararına yanıt olarak, Amerika bu hastalıklı kurumu tuğla tuğla yıkma sorumluluğunu üstleniyor' ifadelerini kullandı. Rubio, 18 Mart 2025'te İrlanda'da düzenlenen bir basın toplantısında da konuyu ele alarak, ICC'nin kendisini 'meşruiyet krizi' içinde bulduğunu ve mahkemenin dağıtılması gerektiğini savundu.
Gelişmenin arka planı: ICC kararı ve ABD'nin tepkisi
ICC, İsrail'in Gazze'deki savaşında Netanyahu ve Gallant'ın savaş suçu işlediği gerekçesiyle 2024 yılında tutuklama kararı çıkarmıştı. Karar, ABD ve İsrail tarafından şiddetle kınanmış, ABD Kongresi'nde ICC'ye yaptırım uygulanmasını öngören yasa tasarısı gündeme gelmişti. Trump yönetimi, 2025'te göreve başladığından bu yana ICC'ye karşı düşmanca bir tutum sergiliyor. Rubio'nun son açıklamaları, ABD'nin ICC'yi tanımadığı ve mahkemeyi meşruiyetten yoksun olarak gördüğü yönündeki uzun süreli politikasını yineliyor. ABD, ICC'nin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'nü imzalamamıştır ve mahkemenin Amerikan vatandaşları veya müttefikleri üzerinde yargı yetkisi olduğu iddiasını reddetmektedir.
Rubio'nun 'tuğla tuğla yıkma' ifadesi, ABD'nin ICC'ye karşı ekonomik ve siyasi baskı araçlarını kullanacağına işaret ediyor. Bu kapsamda, ICC savcı ve yargıçlarına yaptırım uygulanması, mahkemeye yapılan mali yardımların kesilmesi ve ABD müttefiklerinin ICC ile işbirliğini engellemeye yönelik diplomatik girişimler gündeme gelebilir. ABD, daha önce 2020'de Trump döneminde ICC yetkililerine yaptırım uygulamış, ancak Biden yönetimi bu yaptırımları kaldırmıştı.
Bölgesel ve küresel boyut: ICC'nin krizi ve uluslararası hukukun geleceği
Rubio'nun açıklamaları, ICC'nin karşı karşıya olduğu en ciddi meydan okumalardan birini temsil ediyor. Mahkeme, halihazırda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında Ukrayna'da işlenen savaş suçları nedeniyle tutuklama kararı çıkarmış ve Rusya tarafından ağır baskı altında. ABD'nin ICC'yi 'yıkma' tehdidi, uluslararası hukukun üstünlüğüne ve savaş suçlarıyla mücadele mekanizmalarına darbe vurabilir. Uzmanlar, ABD'nin bu tutumunun, ICC'nin özellikle büyük güçlerin veya müttefiklerinin işlediği suçları soruşturma kapasitesini zayıflatacağını belirtiyor. Öte yandan, ABD'nin ICC karşıtı söylemi, İsrail'in yanı sıra diğer müttefik ülkeler tarafından da destekleniyor. Macaristan, Polonya ve Çekya gibi bazı Avrupa ülkeleri, ICC'nin Netanyahu kararına itiraz etmişti.
ICC'nin geleceği, aynı zamanda küresel güç dengeleriyle de yakından ilgili. ABD'nin mahkemeyi hedef alması, Çin ve Rusya gibi diğer büyük güçlerin de ICC ile işbirliğini sorgulamasına yol açabilir. Halihazırda Çin, Rusya ve Hindistan gibi ülkeler ICC'nin kurucu anlaşmasını imzalamamıştır. Bu durum, uluslararası ceza hukukunun evrensel bir mekanizma olarak işlev görmesini zorlaştırmaktadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ICC'ye taraf olmayan ülkeler arasında yer almakla birlikte, mahkemenin Filistin'deki soruşturmalarını yakından izlemektedir. Türkiye, İsrail'in Gazze'deki eylemlerini savaş suçu olarak nitelendirmekte ve ICC'nin Netanyahu hakkında tutuklama kararı çıkarmasını desteklemektedir. ABD'nin ICC'yi hedef alması, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek açısından olumsuz bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, Türkiye'nin ICC'ye taraf olmaması, ABD'nin yaptırım tehditlerinden doğrudan etkilenmesini engellemektedir. Ancak uzun vadede, uluslararası hukukun zayıflaması, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel krizlerin çözümünde hukuki mekanizmaların etkinliğini azaltabilir. Türkiye, bu bağlamda, ICC yerine alternatif uluslararası adalet arayışlarını sürdürebilir.