ABD Temsilciler Meclisi, İsrail'e yönelik boykot, yaptırım ve elden çıkarma (BDS) hareketini destekleyen veya bu tür eylemlere katılan üniversitelerin federal fonlardan mahrum bırakılmasını öngören bir yasa tasarısını kabul etti. Tasarı, özellikle Cumhuriyetçi üyelerin oylarıyla geçerken, insan hakları örgütleri kararı sert bir şekilde eleştirdi. Tasarının yasalaşması için Senato'dan da geçmesi ve Başkan tarafından imzalanması gerekiyor. Karar, ABD'de ifade özgürlüğü ile İsrail karşıtı boykot hareketi arasındaki gerilimi yeniden alevlendirdi.
Gelişmenin Arka Planı
Tasarı, ABD'de uzun süredir tartışılan bir konuyu gündeme taşıyor: Üniversitelerin akademik boykot çağrıları ve İsrail politikalarına yönelik eleştirileri. BDS hareketi, 2005 yılında Filistinli sivil toplum kuruluşları tarafından başlatılan ve İsrail'i uluslararası hukuku ihlal ettiği gerekçesiyle ekonomik, kültürel ve akademik olarak boykot etmeyi amaçlayan bir girişim. ABD'de birçok üniversite öğrencisi ve akademisyen, bu hareketi destekleyen kararlar alırken, İsrail yanlısı gruplar ve bazı siyasetçiler bu eylemleri antisemitizm olarak nitelendiriyor.
Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen tasarı, federal fon alan üniversitelerin BDS hareketini destekleyen faaliyetlerde bulunması durumunda bu fonların kesilmesini öngörüyor. Tasarı metninde, "İsrail'e karşı boykot uygulayan veya bu tür boykotları teşvik eden yükseköğretim kurumlarının federal mali yardımlardan yararlanamayacağı" belirtiliyor. Karar, özellikle son aylarda ABD kampüslerinde artan İsrail karşıtı protestoların ardından geldi. Gazze'deki çatışmalar sırasında birçok üniversitede Filistin yanlısı gösteriler düzenlenmiş, bazı öğrenci grupları İsrail ile bağlantılı şirketlerden yatırımların çekilmesi çağrısı yapmıştı.
İnsan hakları örgütleri, tasarının anayasanın Birinci Ek Maddesi'nde güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini savunuyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ve diğer gruplar, yasanın yalnızca İsrail'e yönelik boykotu hedef alarak siyasi ifadeyi cezalandırdığını, bunun da anayasal bir hak olan protesto ve boykot hakkını gasp ettiğini belirtiyor. Örgütler, kararın "yabancı bir ülkenin çıkarları için Amerikalıların konuşma özgürlüğünü kısıtladığını" ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu gelişme, küresel ölçekte İsrail-Filistin meselesine yaklaşımda derin ayrılıkları yansıtıyor. Avrupa'da bazı ülkelerde BDS hareketini destekleyen yerel yönetim kararları alınmış, ancak yasal engellerle karşılaşmıştı. ABD'de alınan bu karar, İsrail yanlısı politikaların kurumsal düzeyde nasıl korunduğunu gösterirken, aynı zamanda akademik özgürlükler ve ifade özgürlüğü tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Uluslararası hukuk uzmanları, tasarının yasalaşması halinde ABD'nin uluslararası insan hakları yükümlülükleriyle çelişebileceğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi kurumlar, boykotun meşru bir protesto biçimi olduğunu ve cezalandırılmaması gerektiğini savunuyor. Öte yandan İsrail ve destekçileri, BDS hareketini "İsrail'in varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir kampanya" olarak görüyor ve bu tür girişimlerin antisemitizmi körüklediğini iddia ediyor.
Tasarının Senato'daki durumu belirsizliğini koruyor. Demokratların kontrolündeki Senato'da benzer bir metnin geçmesi zor görünüyor. Beyaz Saray'dan henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak Başkan Biden'ın daha önce İsrail'e destek verirken ifade özgürlüğünü de savunması, tasarının kaderini etkileyebilir. Karar, ABD iç siyasetinde 2024 seçimleri öncesinde İsrail politikalarının nasıl bir kampanya malzemesi haline geldiğini de gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de İsrail'i boykot eden üniversitelere fon kesintisi getiren tasarının Türkiye açısından doğrudan bir yansıması olmasa da, küresel düzeyde ifade özgürlüğü ve Filistin meselesine yaklaşımı etkilemesi bakımından önem taşıyor. Türkiye, İsrail'in Gazze'deki saldırılarını eleştiren ve Filistin'e destek veren bir dış politika izliyor. ABD'deki bu tür yasama girişimleri, İsrail karşıtı söylemlerin cezalandırılması yönünde bir eğilim oluşturarak, Türkiye'nin uluslararası platformlarda dile getirdiği Filistin davasına dolaylı etki edebilir. Ayrıca, ABD'deki akademik özgürlük tartışmaları, Türkiye'deki üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları için de bir referans noktası oluşturabilir. Türkiye, bu gelişmeyi yakından takip ederek, İsrail'e yönelik eleştirilerin meşru bir ifade biçimi olduğunu savunmaya devam edecektir.