Kingston'da düzenlenen yıllık müzakerelerde, Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi (ISA), ABD'nin tek taraflı derin deniz madenciliği girişimine karşı hukuki süreçleri başlattı. Bu hamle, uluslararası deniz hukuku ve okyanus kaynaklarının yönetiminde yeni bir krizi işaret ederken, çevre örgütleri ve bazı ülkeler ABD'nin bu adımını "uluslararası işbirliğini baltalamak" olarak nitelendirdi. Peki, bu gelişme küresel okyanus yönetimini nasıl etkileyecek ve Türkiye'yi hangi açılardan ilgilendiriyor?
ABD'nin Tek Taraflı Hamlesi ve ISA'nın Tepkisi
ABD, derin deniz madenciliği konusunda ISA'nın yetkisini tanımayarak, kendi ulusal mevzuatına dayalı olarak şirketlere lisans verme niyetini açıklamıştı. Bu durum, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) çerçevesinde oluşturulan ISA'nın, uluslararası deniz yatağında faaliyetleri düzenleme yetkisini doğrudan tehdit ediyor. ISA, Kingston'daki toplantıda bu tek taraflı girişime karşı yasal itiraz sürecini resmen başlattı. Örgüt, ABD'nin bu tutumunun, uluslararası hukukun üstünlüğünü zedelediğini ve okyanus ekosistemlerine onarılamaz zararlar verebileceğini vurguluyor.
Derin deniz madenciliği, okyanus tabanındaki polimetalik nodüller, kobalt kabukları ve hidrotermal kaynaklar gibi minerallerin çıkarılmasını içeriyor. Bu kaynaklar, elektrikli araç bataryaları ve yenilenebilir enerji teknolojileri için kritik öneme sahip. Ancak çevreciler, bu madenciliğin derin deniz ekosistemlerini geri dönüşü olmayan şekilde tahrip edebileceği konusunda uyarıyor. ISA, 30 yılı aşkın süredir bu konuda kapsamlı bir yönetmelik üzerinde çalışıyor ancak henüz ticari madenciliğe izin vermiş değil. ABD'nin tek taraflı hareketi, bu süreci baltalayarak "özellikle Pasifik Okyanusu'ndaki zengin yataklarda bir "altına hücum" başlatabilir."
Küresel Boyut ve Stratejik Rekabet
ABD'nin bu hamlesi, Çin, Rusya ve diğer bazı ülkelerin de derin deniz kaynaklarına olan ilgisini artırdı. Özellikle Çin, Pasifik'teki deniz tabanı madenciliği konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiş durumda. ABD'nin tek taraflı adımı, uluslararası düzenlemelerin zayıflamasına ve büyük güçler arasında yeni bir rekabet alanının açılmasına yol açabilir. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerin deniz kaynaklarından adil pay alma çabalarını da olumsuz etkileyebilir. Ada devletleri ve kıyı ülkeleri, deniz tabanının" insanlığın ortak mirası "olduğunu savunarak, ISA'nın yetkisini destekliyor.
Uzmanlar, ABD'nin bu girişiminin, okyanusların korunması ve sürdürülebilir yönetimine ilişkin uluslararası çabaları zayıflattığını, ayrıca iklim değişikliğiyle mücadelede hayati önem taşıyan deniz ekosistemlerine büyük zararlar verebileceğini belirtiyor. Ayrıca, bu durum uluslararası hukuki bağlayıcılığın sorgulanmasına ve "kim daha güçlüyse onun kuralı işler" anlayışının yaygınlaşmasına neden olabilir. ISA Başkanı Michael Lodge, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Uluslararası toplumun ortak kararları olmadan hiçbir ülkenin tek başına hareket etme hakkı yoktur" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmiyor; ancak dolaylı etkileri olabilir. Türkiye, deniz yetki alanları ve doğal kaynaklar konusunda hassas bir coğrafyada yer alıyor. Derin deniz madenciliğinde uluslararası düzenlemelerin zayıflaması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki yetki alanlarındaki hidrokarbon arama çalışmalarını etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin uzun vadede kendi teknolojisini geliştirme ve bu alanda söz sahibi olma hedefleri göz önünde bulundurulduğunda, uluslararası hukuk çerçevesinin korunması ve güçlendirilmesi önemli. Türkiye, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) taraf olmamakla birlikte, uluslararası deniz hukukunun temel prensiplerine saygı gösterilmesini istiyor. Bu nedenle, ABD'nin tek taraflı tutumu uluslararası istikrar açısından kaygı verici bulunuyor.