ABD Hazine tahvillerinde satış dalgası Çarşamba günü de sürdü ve 10 yıllık tahvil faizi %5,36'yı aşarak Nisan 2002'den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. 30 yıllık tahvil getirisi de 24 yılın zirvesini gördü. Tahvil fiyatlarındaki düşüş, faizlerin yükselmesi anlamına geliyor ve küresel piyasalarda risk iştahını baskılıyor. Yatırımcılar, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz indirimlerini geciktirebileceği ve enflasyonun inatçı seyredebileceği endişesiyle tahvil satışına yöneldi. Ayrıca, artan bütçe açığı ve Hazine borçlanma ihtiyacı da tahvil arzını artırarak faizleri yukarı çekiyor.
Tahvil Faizlerindeki Yükselişin Arka Planı
ABD 10 yıllık tahvil faizi, Çarşamba sabahı işlemlerinde %5,36'yı aşarak 2002 yılının Nisan ayından bu yana en yüksek seviyesini gördü. O dönemde 10 yıllık tahvil faizi kapanışta %5,48'e kadar çıkmıştı. 30 yıllık tahvil faizi ise 24 yılın zirvesine tırmandı. Bu yükseliş, tahvil piyasasında devam eden satış dalgasının bir parçası. Satış dalgasının arkasında birkaç faktör var: Fed'in faiz indirimine gitme konusunda aceleci davranmayacağı beklentisi, güçlü gelen ekonomik veriler ve enflasyonun hedefe inmesinin zaman alacağı algısı. Ayrıca, ABD hükümetinin artan borçlanma ihtiyacı ve bütçe açığı, tahvil arzını artırarak fiyatları düşürüyor, faizleri yükseltiyor.
Tahvil faizleri, ekonomideki genel faiz düzeyi için referans niteliğinde. Yükselen tahvil faizleri, konut kredileri, otomobil kredileri ve şirket borçlanma maliyetlerini artırarak ekonomik aktiviteyi yavaşlatabilir. Aynı zamanda hisse senedi piyasaları üzerinde de baskı oluşturuyor; çünkü yatırımcılar daha yüksek getirili tahvillere yönelebiliyor. Çarşamba günü ABD borsaları da bu gelişmeden olumsuz etkilendi. Küresel piyasalarda da benzer bir satış dalgası görüldü; Avrupa ve Asya borsaları değer kaybetti. Dolar endeksi ise tahvil faizlerindeki artışa paralel olarak güçlendi.
Küresel Piyasalara Etkileri
ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, küresel finansal koşulları sıkılaştırıyor. Yükselen ABD faizleri, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışını tersine çevirebilir ve bu ülkelerin para birimlerini baskı altına alabilir. Özellikle yüksek dış borcu olan ülkeler için borçlanma maliyetleri artıyor. Türkiye gibi cari açık veren ve dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler için bu durum, TL üzerinde değer kaybı baskısı yaratabilir ve iç faizlerin yüksek seyretmesine neden olabilir. Ayrıca, küresel risk iştahının azalması, borsalarda dalgalanmayı artırıyor.
Fed'in para politikası belirsizliği, tahvil piyasasındaki oynaklığı artırıyor. Fed yetkilileri, enflasyonun %2 hedefine doğru ilerlediğine dair daha fazla kanıt görmek istiyor. Son gelen güçlü perakende satış ve istihdam verileri, ekonomiyi soğutmak için faizlerin bir süre daha yüksek kalması gerektiği yönündeki görüşleri güçlendirdi. Piyasa, Fed'in ilk faiz indirimini 2025'e erteleyebileceğini fiyatlıyor. Bu da tahvil faizlerini yukarı itiyor. Öte yandan, Hazine'nin borçlanma ihtiyacı da artıyor; vergi gelirlerindeki yetersizlik ve artan harcamalar nedeniyle Hazine daha fazla tahvil ihraç ediyor. Arz artışı, fiyatları düşürüp faizleri yükseltiyor.
Tahvil faizlerindeki bu yükseliş, yalnızca ABD ile sınırlı değil; Almanya, İngiltere ve Japonya gibi ülkelerin tahvil faizleri de yükseliş eğiliminde. Küresel borçlanma maliyetleri artıyor. Bu durum, pandemi sonrası dönemde artan borç yüklerini çevirmekte zorlanan ülkeler için risk oluşturuyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, küresel borç kırılganlığına dikkat çekiyor. Yükselen faizler, aynı zamanda emtia fiyatlarını da baskılayabilir; çünkü ekonomik yavaşlama beklentisi enerji ve metal talebini düşürebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD tahvil faizlerinin 24 yılın zirvesine çıkması, Türkiye ekonomisi için önemli sonuçlar doğurabilir. Küresel finansal koşulların sıkılaşması, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini artırır ve cari açığın finansmanını zorlaştırır. Yükselen ABD faizleri, yatırımcıların gelişmekte olan piyasalardan çıkış yapmasına neden olabilir; bu da TL üzerinde değer kaybı baskısı yaratır ve enflasyonla mücadeleyi güçleştirir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz politikası da bu küresel ortamdan etkilenir; yüksek dış faizler, TCMB'nin faiz indirim alanını daraltabilir. Ayrıca, enerji ithalatına bağımlı olan Türkiye için küresel yavaşlama ve emtia fiyatlarındaki olası düşüş, dış ticaret açığını bir miktar hafifletebilir. Ancak genel olarak, ABD'deki faiz yükselişi Türkiye'nin makroekonomik istikrarı için bir risk unsuru olarak öne çıkıyor.